14 Aralık 2009 Pazartesi

Dana Haşlama...


Bir müzik çalar kulağında, sakin sessiz. Dinlenmenin bir nevi yollarından birisidir hafif bir müzik dinlemek, bende şu an aynen bunu yapıyorum. Eskileri çok karalardım birşeyler, çok duygulu anlarım da ya da üzüldüğüm zamanlarda yazardım, yazardım sonra atar giderdim yazdıklarımı. Oğlumu ilk kucağıma aldığımda da bir dörtlük çıkıvermişti birden. Kucağımdaki ilk fotoğrafına da kondurmuştum bu dörtlüğümü. Severim yazmayı, severdim... Çok güzel olmasa da anlatırdım kendimi, hissettiklerimi. Biraz doğaya aşıktım, zaten yazımın biryerlerinde gösterirdi güzel güneşini ya da yağmurunu.
Şimdi oldumu dana haşlamanın altında böyle bir yazı bilemiyorum ama bugün bu telden çalayım dedim, bir terazi burcu olan beni, slow bir müzikle ancak bu anlatabilirdi.
Yaa şimdi kim açtı bu müziği :) sadede gelelim :)
Malzemeler:
Yarım kilo dana haşlamalık et ( kuzu incik veya tavuk incik de tercih edilebilir)
2 orta boy soğan
Yarım limon suyu
1 çorba kaşığı un
1 yemek kaşığı tereyağ
2 patates
2 havuç
Tuz, karabiber
Yapılışı: Etin üzerine çıkacak kadar su eklenir, kabukları soyulmuş soğanlar bütün halde etlere ilave edilerek yumuşayana kadar pişirilir. Başka bir tencerede tereyağ eritilir, temizlenmiş ve uzunlamasına doğranmış havuçlar sotelenir, 1 çorba kaşığı un ilave edilerek bir iki çevrilir. Haşlanmış etler suyu ile birlikte bu karışıma ilave edilir. Patateslerde havuçların büyüklüğünde doğranarak tuzu karabiberi ile birlikte yemeğe dahil edilir. Limonu eklenir. Havuçlar ve patateslerde pişince maydonoz ile süslenerek servis yapılır. Afiyet olsun.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Tavuk Lokumu...


Tarif defterimin en başında yapılmayı bekleyen ve tadı içli köfteyi andıran çok nefis bir aperatif oldu. Kısır, patates salatası, mercimek köftesinden başka değişik bir tarif düşünürseniz harika bir tercih olur diyebilirim.


Yapılışı: Haşlanmış rondodon geçirilmiş 1 tavuk göğsü, sıcak suda ıslatılmış 1 su bardağı ince bulgur, ince kıyılmış 1 çay bardağı ceviz, 2 diş sarımsak, 1 limon suyu, tuz, karabiber, kimyon, kırmızıbiber derin bir kaba alınır.
1 çay bardağı sıvıyağda 1 baş rende soğan kavrulur ,1 çorba kaşığı salça eklenir karıştırılır ve hazırlanan karışıma ilave edilir. Hepsi bir arada yoğurulur ve minik toplar yapılarak sıcak veya ılık servis yapılır. Afiyet olsun.

4 Aralık 2009 Cuma

Bereket Çorbası...


İşte geldim burdayım :) Arkadaşlar ne oldu bana böyle bilemiyorum. Koşuyorum, koşuyorum ama bir türlü hayatın ucundan yakalayamıyorum...Yeter dedim, kalk ve silkelen :) Bayramda hastalıktan yapamadığım ev temizliğiyle uğraştım bu birkaç gündür. Birşeyler yapıyorum ama nedense bir türlü bitmiyor. Neyse artık hayıflanmayı bıraktım. Bu vereceğim çorba tarifim gerçekten çok leziz ve de her zaman olduğu gibi pratik :) ismi gibi sofranızdan bereketiniz eksik olmasın.
Yapılışı: Sıvıyağda 1 baş soğan kavrulur. 3 yemek kaşığı un ilave edilir ve kavrulur. Salça eklenir ve sıcak su eklenerek çırpıcıyla açılır. Tavuk suyunuz varsa daha da lezzetli oluyor. Yoksa bulyonda ilave edebilirsiniz. 3 çorba kaşığı mercimeği, 3 çorba kaşığı bulguru, 3 çorba kaşığı pirinci beraberce yıkayıp çorbaya eklenir. İçerisinde ki malzemeler pişince yarım çay bardağı kadar da tel şehriye eklenir. Çorbanın kıvamı kaynar suyla ayarlanır. Tuzu, karabiberi, kimyonu, nanesi eklenerek servis yapılır. Afiyet olsun.

26 Kasım 2009 Perşembe

Hayırlı Bayramlar...

Bayram öncesi kocaman bir merhaba. Haberlerde geçen grip salgınından, o kötü grip olmasa da bende nasibimi alarak, mevsimsel gribimi geçirip atlatmış olmanın sevincini yaşıyorum. Allah hepimizi korusun inşallah. Günlerdir oğlum ve ben aynı zamanda hasta yattık. İnşallah bir daha tekrarlamaz ve bayramı ayakta geçirmek nasip olur.

Bugün toparlanıp bayram için börek ve kadayıf tatlısı yapmak niyetindeyim. Bizim tarafta bayram sabahı has börek dediğimiz geleneksel böreğimizden yapar annem. İç malzemesinde pirinç vardır :) çoğunuza ilginç gelebilir ama biz her bayram onunla kahvaltı yaptığımız için midir bilmem güzel gelir bize. Tabi hiç yapmayı denemedim sanki annem yapınca güzel olurmuş gibi gelir bana. Eşimin tarafında kadayıf tatlısı çok yapılır. Bende blogumda bir tarifi var ama bu sefer porsiyonluk değilde tepside deneyeceğim. Yapımı kolay ama önemli olanı üzerinin çıtır içininde hamur olmadan lezzetlenmesi. Başarabilirsem resmini muhakkak paylaşırım.

Birçok bayramlara erişebilmek umuduyla bütün blog arkadaşlarıma, yazılarımı takip eden, güzel düşüncelerini benimle paylaşan, anlamlı ve güzel yorumlar bırakarak yanımda olan herkesin ve bütün İslam aleminin Kurban bayramını kutluyorum.

Sevdiklerinizle ailelerinizle geçireceğiniz nice güzel bayramlara...

24 Ekim 2009 Cumartesi

Kış soğukları gelmeden...



Yeğenimin ilk kışında, ilk beresi ve atkısı teyzesinden olsun istedim. Geçen seneden blogumu takip edenler bilirler ki ben Bravo dergisinin hiç bir sayısını kaçırmamaya çalışıyorum. Bu örneğide o dergiden esinlendim. 25 günlük yokluğumda beni merak eden bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Eskisi gibi bloguma yazı ekleyemiyorum. Biraz oğlumdan zaman bulamamaktan biraz da bu aralar yeni birşeyler denemek istemediğimden dolayı diyebilirim. Bu durumumdan bende hoşnut değilim ama zamanla geçiceğini umuyorum :)
Kocaman sevgiler ve çok güzel bir hafta sonu sizlerle olsun...

30 Eylül 2009 Çarşamba

Blogumda bir hareket var...


Arayı fazla uzattım bu sıralar. Hiç birşey yapmak istemediğim zaman içerisinde bende kendimce önemli günler yaşadım. Mesela bir yaş daha yaşlandım ve resmi olarak üniversiteye kaydımı yaptırdım. Kitaplarımı elime alınca başarıp başaramayacağım konusunda biraz tereddütlerde kaldım. İnkılaptan hukuka, işletmeden pazarlamaya hepsi mevcut. Hayırlısıyla diplomayı aldığım günleri de görürüm umarım. İnsanoğlu işte hayalleri kendimiz beynimizde o kadar o kadar büyütüyoruz ki, hayata geçince aslında evet olabilecek birşey diye düşünüp çok normal karşılıyoruz. Benim hayatımda da yeni bir dönem başlıyor. Öğrencilik yıllarıma geri dönüyorum. Düşüncem arayı bu kadar uzatmamak ama bakalım, hepinize kocaman sevgilerimi gönderiyorum.

15 Eylül 2009 Salı

Nice Ramazanlara...

Bu özel gecede Allah'ım hayırlısıyla cümlemizin dualarını kabul eder inşallah. Rabbim böyle mübarek geceleri tekrar görmemizi nasip etsin. Hayırlı kandiller.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Enginarlı Pilav...


Buzdolabımın kapağında tarifi uzun zamandır bekliyordu. Geçen gün pazara gidip enginar alınca da bu tarifi uygulamak için zemin hazırlamış oldum. Alışkanlıkla mı alakalı yoksa aklımıza mı gelmiyor bilemiyorum ama çok nadir tüketilir bizde. Bu sefer pilavımın içerisinde tattık, tadı gerçekten çok leziz oldu. Misafir sofraların da sunabileceğiniz bir lezzet. Deneyenlere afiyetler olsun.
Malzemeler:
3 adet enginar
Yarım limon suyu
1 demet dereotu
Yarım demet taze nane ( ben 1 tatlı kaşığına yakın kuru nane kullandım)
1 adet orta boy soğan
1 çay bardağı zeytinyağı
2,5 bardak pirinç
Tuz ve bir tutam şeker
Yapılışı:
Enginarlar yarım limon sıkılmış suda yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pirinçler sıcak ve tuzlu suda 20 dk. bekletilir. Kıyılmış soğanlar yarım bardak zeytinyağında kavrulur. Üzerine kaynatılmış 3 bardak su eklenir. Tuzu ve şekeri atılır. Yıkanmış pirinçler ve irice doğranmış enginarlar da ilave edilerek pişmeye bırakılır. Suyunu çekmesine yakın kıyılmış dereotu, nane ve yarım çay bardağı kalan zeytinyağı da ilave edilir, karıştırılır. Tekrar kapağı kapatılarak tamamen suyunu çekince demlendirilir ve servis yapılır.

1 Eylül 2009 Salı

Haydi Biber Közleyelim...

Markette bugün dolanırken nihayet kırmızı biberin fiyatının düştüğünü gördüm. İnsanlar domatesin başında, ben biberin başında 3 kilo kadar almışım :) Onlar domateslerle sanırım salça, ben ise biberleri közleyip kışın yemek üzere buzluğuma göndericem. En kolayı da fırın tepsisine dizip bir defada birçok biberimin bir anda közlenmesi...
Denemeyenler için bilgi olarak; közlenen kırmızı biberlerin kabukları soyulur, çekirdekleri çıkarılır, Bir öğünlük yani 5 veya 6 adet olacak şekilde buzdolabı poşetlerine koyularak derin dondurucu da saklanır.
İster dilimlenerek sarımsak, sirke, zeytinyağı ile soslanır, istenir se salatalara, istenir se sade olarak sabahları peynirle yenir vs. vs...

30 Ağustos 2009 Pazar

30 Ağustos Zafer Bayramı ve Fener Alayı...


Tarihi :

23 Ağustos - 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Savaşı'yla Yunan orduları gerilemek zorunda kaldı. Bu uzun zamandır Türk ordularının elde ettiği ilk başarıdır. TBMM tarafından Sakarya Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal'e mareşal ve gazi unvanları verildi. Tarihin bu dönüm noktasından sonra Yunan ordularının topraktan atılma kararı alınır. Sad planı adı verilen tarrruz planı ocak ve nisan aylarında iki kez ertelenir. Tarruzun hazırlıkları tam anlamıyla ağustos ayında tamamlanır. Batı cephesinin kuzeyindeki ve güney cephesindeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Kocatepe bölgesine kaydırıldı. İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane gizlice Anadolu topraklarına getirtildi. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silahlar satın alındı. Orduya taarruz eğitimi yaptırıldı. Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı Türk ordusu, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir kaç saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı. Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan Ordusu, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden temizlenmiş oldu.
Bizi bu günümüzde kendi topraklarımızda, huzur ve ferah içinde yaşamamızı sağlayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve canıyla kanıyla savaşan silah arkadaşlarına Allah'tan rahmet diliyorum. Bu günün anlamını bilerek günü yaşamak için yukarıda internetten aldığım yazıyı paylaşmak istedim.
Bir de Sevgi arkadaşım çok güzel bir konuda beni mimledi ve Fener Alayı'na davet etti. Eskilerde kalan ve şu an da arkadaşımın da dediği gibi unutulan bu güzel olayı, sizde blogunuzda yer vererek ve Sevgi arkadaşımızın fener alayına dahil olmak isterseniz, blogunuzda bu gün ile ilgili yazın ve arkadaşımızın blogunda dahil olduğunuzu sizde belirtin. Bir meşale de siz yakın. 30 ağustos Zafer bayramımız kutlu olsun.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Milföylü Tavuklu Bezelye...


Ramazan geldi de ilk haftasını bitirdik bile. Okul yıllarımda defterimin arka kısmına üşenmeden 30 günü de yazar ve zevkle her günü işaretlerdim, şimdi yılların nasıl geçtiğini anlamadığım gibi bu güzel ayı da yavaş yavaş ama güzelliklerini yaşayarak geçiriyoruz. Bir de Ramazan ayı ile ilgili unutamadığım bir diğer okul anımsa, Lisenin hangi senesinde hatırlamıyorum, iftar okul da olduğumuz saate denk geliyordu, sıra arkadaşımla yemekten vazgeçemediğiz, ekmek arası kızartılmış patates özel ve spasiyel menümüzdü. Güzel olanı ise ikimizin de aynı şeyi getirip, beraberce iftarımızı açmamızdı. Hey gidi günler :))
Biraz nostaljiden sonra bu akşam ki iftar soframızda bulunan doğaçlama yemeğimde sıra. Biz beğendik, kolay ve pratik bir yemek oldu. Üzerinde ki milföyü, çıtırlığıyla yemeğe güzellik kattı. Milföylere renk katması ve lezzet vermesi için salça ile karıştırılmış zeytinyağı sürdüm. Denerseniz umarım sizde beğenirsiniz.

Ayrıca bu iftar menümü sevgili Sevil arkadaşımın İftar bereketi etkinliğine gönderiyorum. Kolay gelsin arkadaşım.

Malzemeler:
4 adet milföy hamuru

1 küçük konserve bezelye

1 tavuk göğsü
1 adet domates
1 kuru soğan
1 diş sarımsak
1 adet sivri biber
Tuz, karabiber, pulbiber
Milföyün üzerine sürmek için; 1 tatlı kaşığı salça ve 1 tatlı kaşığı sıvıyağ

Yapılışı:
Sarımsak ve soğan sıvıyağda kavrulur. Kuşbaşı doğranmış tavuk etleri ilave edilir. Yüksek ısıda suyunu salmadan kızartılır. İnce doğranmış bibeler eklenir beraber bir iki çevrilir. Sırasıyla domates, bezelye ve baharatlar da ilave edilerek kavrulduktan sonra güveç kaplara bölüştürülür. Üzerleri hafif çözülmüş milföyler kapatılarak, milföylerin üzerine salça ile yağ karıştırılarak sürülür. 170 derece fırında milföyler kızarana kadar pişirilir. Afiyet olsun.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Şeftalili Muhallebi...

İftardan sonra hem meyva hem de hafif bir tatlı tercih edenler için tavsiye ederim.

Yemekten sonra biraz fazla ağırlık bastı bana :) bir çay demleyip kendime gelsem iyi olacak, yoksa yanıbaşımda lülü lülü konuşan oğluma nasıl yetişebilirim :)

Tarif Lezzet dergisinin Güzel Şeyler ekinden.

Malzemeler:
1 litre süt
1 su bardağı tozşeker
2 yumurta
7 yemek kaşığı buğday nişastası
2 orta boy şeftali
3 yemek kaşığı şeker
Yapılışı:
Süt, şeker, yumurta, nişasta hepsi birlikte mikserle karıştırılır. Orta ateşte devamlı karıştırılarak pişirilir. Muhallebi kaselere boşaltılır, soğuması beklenir. Diğer tarafta 2 şeftali kabukları soyularak minik minik doğranır. 3 kaşık şeker ile birlikte tavada şeftaliler yumuşayana kadar pişirilir. Muhallebinin üzerine pay edilir. Dolapta soğutulduktan sonra servis yapılır.
Afiyet olsun.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Sosyete Mantısı...

Ramazan ayında son saatlere doğru neler geçer aklımızdan, ondan da yerim, bundan da yerim :) Bu tarifimde eşimin aklına geldi, hadi dedim bu gün ki iftar soframızda da, sosyetik mantımız olsun :)
Hem bu kadar kolay olan ve de bir o kadar lezzetli olan bu mantının da unutulmaması için bloguma yazıyorum. Belki sizde şu an gördüğünüzde "evet ya, unutmuştum" :) diyebilirsiniz.

Yoğurtlanmamış olarak da denemeyenler için fotoğrafladım. Afiyetler olsun.
Allah'ım bütün iftar sofralarına bereket versin inşallah.
Malzemeler:
250 gr. kıyma
3 yufka
1 adet orta boy soğan
Tuz, karabiber
Üzeri için sarımsaklı yoğurt
Yapılışı:
Kıyma, minik doğranmış soğan, karabiber, tuz karıştırılır. Yufka 4 parçaya bölünür. Her bir parçaya 1 çorba kaşığından az kıyma alınarak elimizle her yerine gelecek şekilde sürülür. Topak kalmamasına dikkat edilir, ne kadar ince sürülürse o kadar çabuk pişer. Gül böreği gibi sarılarak en uç kısmı içe doğru kıstırılır. Diğer parçalar da aynı şekilde hazırlanarak, kızgın yağda kızartılır. Sarımsaklı yoğurt ve yağda kızdırılmış kırmızı biber gezdirilerek servis yapılır.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Blog Ödülüm " Kendim hakkında 7 ilginç şey"

Sevgili arkadaşım Aleyna'ya ödüle beni de layık gördüğü ve kıymet verdiği için teşekkür ederim.

Kendim Hakkında 7 ilginç şey başlık konusu ama gerçekten dünden beri düşündüm, aklıma tek ilginç ve bu günlerde beni en çok mutlu eden konuyu yazıp listeyi tamamlamak istedim.



Ticaret Lisesini bitirip, işe başladıktan, evlenip, çocuk sahibi olduktan ve 10 sene ara verdikten sonra kısmet olursa eylül ayında üniversite işletme bölümüne kaydımı yaptıracak olmam :)

Allah utandırmasın inşallah. Hayırlısıyla da bitirmek nasip olur...

Ödülümü de bütün arkadaşlarıma ithaf ediyorum.

Sevgiler

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Tamek Geleneksel Yemek Yarışması...

Bugün Tamek'den gelen paketimi yazmak ve sizleri de böyle bir yarışmadan haberdar etmek istedim. Tamek bu güzel hediyeleri ve davet mektubunu göndererek beni de bilgilendirdi. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Bende evimde pişirdiğim, beğenerek sunduğum bir tarifimi internet üzerinden göndereceğim. Sizlerde en beğendiğiniz tarifleri yapıp yarışmaya katılmak isterseniz tamekmutfakkeyfi.com adresinden bilgi alabilirsiniz.

Şimdiden hepinizin mübarek Ramazan ayını kutluyorum. Sağlıklı, mutlu sofralar da oruçlarımızı açmak nasip olsun inşallah.
Sevgiler

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Kısır...

Bir kısır tarifi de benden olsun. Blogumda çay saatinin baş kahramanı olsun istedim.
Yeni hafta da hayatınız da her işinizin rast gitmesi dileklerimle...
Sağlıcakla...

Malzemeler:
2 su bardağı kısırlık bulgur
Üzerine çıkacak kadar kaynar su
1 çorba kaşığı domates salçası
1 çorba kaşığı biber salçası
Yarım demet maydonoz
Yarım demet taze soğan
5-6 ad. salatalık turşusu
1-2 adet salatalık
1,5 limon suyu
Tuz, nar ekşisi, zeytinyağı
Yapılışı:
Kaynar su salça ile karıştırılarak, bulgura ilave edilir. Islatılmış bulgurun kapağı kapatılır, suyunu çekmesi beklenir. Hazır olan bulgura ince doğranmış malzemeleri eklenerek, tuzu, limonu, zeytinyağı eklenir. Üzerine dilerseniz küp doğranmış domates ve salatalıklarla süsleyip servis yapılır. Afiyet olsun.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Berat Kandiliniz Mübarek Olsun...


Dualarınızın hayırlısı ile kabul olması dileklerimle, nice kandillere...

4 Ağustos 2009 Salı

Bir parça muhabbet...

Kocaman bir merhaba :) Günlerin nasıl geçtiğini anlayamıyorum ama bloguma bakıp en son hangi tarihte yazı eklediğimi görünce, artık ben bile sıkılıyorum aynı resmi görmekten. Herkes gibi bende koşuşturmacanın içerisinde ama elle tutulmayan gözle görülmeyen bir yolda ilerliyorum. Geçen sene bu zamanlarda yine mübarek Ramazan ayımızın gelişiyle mutlu olduğumu yazmıştım, zaman ne de çabuk geçiyor. Şimdiden mutfağımda neler pişireceğimin planlarını yapmaya başladım bile...
Parklarda, bahçelerde, oyun parklarındayım :) Tam bir oyun çocuğu oldu yavrum. Parkta kaç saat kaldığımı yazmıyorum bile. Etrafımızda yaşıtı olmadığı için resmen çocuk avına çıkıyoruz :) Kafa dengi bir arkadaş bulmamızda zor oluyor haliyle. Diğer çocuklarda benim oğlum gibi yanlız büyüdükleri ve paylaşmayı pek öğrenemedikleri için, bayağı bir anlaşmazlık yaşıyoruz. Velisi yanında olmayan ailelere de biraz söyleniyorum bende :) Oğluyla birlikte yanında kayan bir anne görürseniz muhtemelen o benimdir. Çocuk istiyor ne yapayım bahanesiyle, bende biraz çocukluğuma dönüyorum :)
Yazımla sizi sıkmadığımı umarak bir de hatırlatma yapmak istiyorum. Sevgili Sevil arkadaşımızın bana yorum olarak gönderdiği bir İstanbul buluşmasını bende blogumda duyuruyorum. Benim gelmem sanırım biraz zor. O tarihte şimdiden planlanmış işlerim olacak. Giden arkadaşlara iyi eğlenceler.

Sevil arkadaşımın gönderdiği yazıyı aynen ekliyorum.

SEVGİLİ ARKADAŞLAR
Artık geleneksel olan İSTANBUL BULUŞMALARIMIZ’a bir yenisini daha ekliyor ve bu seferde bir piknik düzenliyoruz. Gelmek isteyen tüm arkadaşları ve seni aramızda görmekten mutluluk duyarım Tüm dostlar davetlidirler .Sadece bana mail yolu ile 11 agustos tarihine kadar bilgi aktarımında bulunmaları yereli olacaktır
Mail :birdemliksohbet@hotmail.com
Buluşma yerimiz BEŞİKTAŞ YILDIZ PARKI olacaktır.16 agustosta 10:00- 16:00 arasında bu mekanda sizleri agırlamak istiyoruz gelmek isteyen arkadaşlar lütfen tarafıma isim soyisim ve telefon olarak mail adresime mail atmalarını rica ediyorum
Sevgiler
http://birdemliksohbet.com

Ayrıntıları yukarıdaki site adresinden öğrenebilirsiniz.
Şimdilik hoşçakalın...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Ev Usulü Tantuni...

Tantuniyi ilk Bakırköy' de yemiştim. O günden sonra aklıma geldikçe evde bu şekilde yapmaya başladım. Gerçeğinin yerini tutmaz tabiki ama, bu şekilde de biz çok seviyoruz. Acı bibere de bu aralar biraz fazla düşkün oldum, acıyla aram pek iyi olmasa da ağzım yana yana ve yine de ısrarla yemek geliyor içimden :) Tantuninin aslı, minik kuşbaşı etiyle yapılıyor.

Malzemeler:
6 adet yağlı veya dürümlük lavaş ( dürümlük lavaş tat olarak hafif tuzsuz olduğundan iç malzemesinin tuzunu ona göre ayarlamak gerekiyor. Yağlı lavaş benim tercihim )

350 gr. kıyma
2 orta boy soğan
1 büyük domates
2 çarliston biber
Tuz, karabiber
Yarım çay kaşığı kekik

Yapılışı: İri doğranmış soğanlarla birlikte kıyma kavrulur. Kıymanın kavrulmasıyla biber ve domates eklenir, sonradan tost makinasında lavaşla birlikte pişeceği için, domates ve biberin hafif pişmesi yeterli. En son tuzu, karabiberi ve kekiği de eklenir. Lavaşlara eşit miktarda bölüştürülür ve kenarları da içe katlanarak dolanır. Tost makinasında lavaşın kızarmasıyla servise sunulur. Afiyet olsun.


26 Temmuz 2009 Pazar

Kahvaltı için alternatif...

Pazar günleri alışıldığın dışında kahvaltı yapmak her evde olduğu gibi bizde de var. Dünden kalan ekmeklerim de değerlendirilmek istenince, kolay ve lezzetli ekmekçikler önerebilirim sizlere.
Ekmek dilimlerine becel, dilim kaşarlar, ince dilimlenmiş sucuk, domates, çarliston biber ve tuz.
İstenirse kekik de serpilebilir. Üstten ısıtılmış fırında kızarana kadar pişirilir. Afiyetler olsun.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Bugün ne mi yesek...

"Bugün ne yesek" hayatımız yemek üzerine :) Mutfağımdan bugün servise sunulanlar..
Dün akşam dan beri patates salatası ve kızartılmış börekleri hayal ettim. Ne de çok özlemişim bu ikiliyi. Patates salatası için daha önce blogumda tarifini yazdığım sayfanın linkini tıklayabilirsiniz.

Şu an bulunduğum odanın da fotoğrafını çekmek isterdim :) Fiber internet bağlantısına geçtik bugün. Dolapların arkasından kablolar geçireceğimizden dolayı eşyalarım biraz hareketlendiler, Umarım memnun kalırız. Şimdilik herşey çok hızlı görünüyor :) Bende ışık hızında temizliğe geçsem çook iyi olacak...
Hepinize güzel ve keyifli bir hafta sonu diliyorum.

19 Temmuz 2009 Pazar

Eyüp Sultan Cami, Pierre Loti ve Miniatürk...

Öncelikle bütün islam aleminin mübarek Miraç Kandillerini kutluyorum. Sağlıklı, sıhhatli, mutlu nice kandiller görmek temennisiyle...

Bu yazımla sizi ufak ve güzel bir gezintiye çıkarmak niyetindeyim. Gerçekten benim çok keyif aldığım, bundan sonra daha sık gitmeyi düşündüğüm Eyüp Sultan Camisini ve türbesini ziyaret ettik. İnsanın caminin içerisinde huzur içinde olması bambaşka bir duygu gerçekten. Oğlum şaşkınlık içerisinde duvarları inceledi, bu yaşına rağmen o bile farkındaydı huzurun. Gönlümüzü caminin içerisinde kuş gibi pırpır ettirtikten sonra olmazsa olmaz Pierre Loti'ye tırmandık.

Eşşiz manzarasıyla bir süre İstanbul'u izledikten sonra, manzaranın içerisinde gözümüze çarpan Miniatürk'e gitmeyi daha yukarıdayken planlamıştık. Bundan sonra göreceğiniz resimler miniatürk'dür. Bu kadar güzel olacağını hiç düşünmemiştim. Alt resimde gördüğünüz insan maketlerini bile bu kadar özenle işlemeleri beni hayretler içerisinde bırakmaya yetti.

Biz biraz teşkilatlı evden çıkınca ( tripod, fotoğraf makinesi) görevli arkadaşlar, fotoğraf ayağıyla çekim yapmanın yasak olduğunu söyleyerek bizi uyardılar. Oysa biz onu fotoğrafta üçümüzün de çıkması için yanımızda taşıyorduk. Saygı duyarak kapattık tripotumuzu ve güzel gezimize devam ettik.

Anıtkabir hayran kaldığım maketler arasında yer aldı. Hepsi birbirinden şahane, Anıtkabirin bahçesinde maketten öğrenciler ve başlarına öğretmen koymuşlar, insanlar akın akın ziyarete geliyor.


Bu çiftte onlardan bir tanesi.

Safranbolu evleri muhteşedi, gitmediğim ve görmeyi istediğim yerlerin maketini görmek beni çok heyecanlandırdı.

Aradan şu kareyi çekmeden edemedim. O taşları nasıl bu kadar minik ve güzel işlediniz. Uğraşanların, emeği geçenlerin ellerine sağlık.

Parmağım büyüklüğünde telefrik, bir baktım yukarı aşağı hareket edip duruyor. Bir minik karınca olup içine binesi geliyor insanın.


Bu da defalarca büyütülmüş yakından fotoğrafı :)


Çocuklar için de oyun alanları düşünülmüş, sıkıldıkları an eğlenebilecekleri güzel bir oyun sahası.

Maketlerin olduğu yerleri dolanırken eşimin oğlum için su aramasıyla, Miniatürk'ün içerisinde ki Zafer Müzesini keşfettik.
Anlatmakla olmaz gerçekten görmeniz lazım. Bir yandan top sesleri, bir yandan ezanlar, yukarıda gördüğünüz, hepsinin ayrı anlam taşıdığı insan fiğürleri, çok etkilendim demek bile yetmiyor. Sanki bir savaşın ortasında kalmışsınız ve zafere tanık olmuşsunuz gibi... Dua eden kadınlar, yaraları saran kızılay ve daha neler neler... Yazarken bile orada hissettim kendimi.
Bu güne kadar neden gitmedim diye düşünmedim de değil.



Ve en son Masal Ağacı, ağzı gözü masal anlatırken oynayan bir ağaç, çocukların ve büyüklerin bile karşısına geçip, kısa masalını dinlemek keyifliydi.
Vakit bulabildiğiniz bir zamanda gitmenizi tavsiye ediyorum. İstanbul dışında olanlar içinde bu yazımla inşallah ufak da olsa bir gezinti yaşatabilmişimdir.
Sevgiler

16 Temmuz 2009 Perşembe

Semizotu Salatası ve "5s kuralı"

Sıcak yaz günlerinde herkesin evinde olduğu gibi bende sebze ağırlıklı, zeytinyağlı yemekler hazırlamaya çalışıyorum. Fasulye, kabak, patlıcan döngü halinde mutfağıma girip, pişiriliyorlar. Evde gelişme çağında küçük bir oğlumuz olunca sıcak da olsa yemek yapmamak gibi bir durum olmuyor. Bu bahaneyle aslında yenmiyor dediğimiz yemekler, çok da güzel tüketiliyor. İlk önce kısaca tarifini verip asıl önemli konuma atlamak istiyorum.

Yapılışı: Yarım demet semizotu, 1 diş sarımsak, 1 su bardağı kadar yoğurt, aralara ve üzerine serpmek için ceviz. İstenirse yine üzerine gezdirmek için zeytinyağı.

Semizotu yıkanır ve kalın köklerinden yaprak kısımları ayrılır. Üst ince sapları da dahil olmak üzere güzelce yıkanır, normal büyüklükte parçalanır, üzerine iri kırılmış ceviz gezdirilir, sarımsaklı yoğurt ile servis yapılır.

Tatilden geldiğimizden beri evde sürekli düzenlemeler yapmaya çalışıyorum. O kadar ki, şirketlerde uygulanan "5 s" kuralına uygun düzenlemeler yapmak için zemin hazırlıyorum. Dergilere, elektronik eşyalara, kablolara, vidalara meraklı eşim, incik cincik meraklısı ben, oğlumun merakını hiç saymıyorum kısaca herşey olan bütün hobilerin yerini yurdunu belirlemek için daha öncede kolları sıvamıştım ama, eski haline gelmesi pek bir zaman almadı. Evlendiğimden beri yerleştirilen dolapları bir kez olsun kullanamam ve ne hikmetse orada duran kitapların ya da vs. lerin hiç kullanılmaması da bir muamma :) eşim bu yazıyı okursa yine hayıflanıcak :) Neyse gelelim konumuza "5 s" nedir bu diye soranlara kısaca anlatmaya çalışacağım. Bunun için anlatımı kolay olacağından erp.karmabilgi.net adresinden kısaca özetlerini aktarıyorum. Dilerseniz sizde "5s nedir?" diye arattırabilirsiniz.

1- Sınıflandır Çalışma alanınızda bulunan ama işinizi yapmanıza bir katkısı olmayan nesneleri işaretlemeli ve çevrenizden uzaklaştırmalısınız

2- Sırala- Düzenle kullanılacak herşeyin 1 yeri olmalıdır.

3- Sil- Temizle Dağınıklığın temel kaynaklarını bulmak ve yok etmek

4- Standartlaştır Bu aşamanın amacı ulaşılan seviyenin sürekli olmasını temin edecek kurguyu oluşturmak ve bir sistematiğe kavuşturmaktır

5- Sahiplen- Sistemi koru Sahiplenme aşaması 5S çalışmasının belki de en zor olanıdır. Çünkü insan doğasının değişime direnci ve her türlü sisteminde minimum enerji konumuna geçme eğilimi vardır. 5S aktif bir çalışma sonucunda başarılabilir, yeterli enerji harcanmaz ise eski duruma kolayca dönülebilir

5S beş adımdan oluşan ve amacı çalışma ortamının yeniden organize edilmesi ve israfın ortadan kaldırılması yöntemidir. Hedef çalışma ortamının daha temiz, daha düzenli, daha çalışabilir,daha güvenli bir ortam oluşturmak ve sürekli hale getirmektir

Evet arkadaşlar konu ilginizi çektimi bilmiyorum ama ilgilenenlere hadi buyrun diyorum :) Rahat nefes almanın sistemleştirilmiş şekli.

12 Temmuz 2009 Pazar

Öncelikle Merhaba...



Kısa ve öz bir dinlenme molası oldu bu sene. Tatilde nereye gideceğimizi uzun süre düşünüp hatta bu düşünme biraz uzayıp gitmemeyi bile düşününce :) aslında ihtiyacımız olan hem yakın hem de ailevi biryer olması düşüncesiyle tekrar Ayvalık'ı tercih ettik. Daha önce gittiğimiz de Oğlum Ayberk 1 yaşındaydı. Şimdi ise maşallah 3. yaşını yine orada kutladık. İşin komik yanı ise oğlum için gitmeyi düşündüğüm tatilde, her otel odasına yaklaşmamızla, "Buraya gelmiyelim, evimize gidelim" cümlesini kurması oldu :) Yengeç burcunun özelliklerini tamamiyle taşıdığımızdan olsa gerek.



Çanakkale üzerinden gitmeyi tercih ettik, Gelibolu yarımadasına gerçekten bayıldım. Bu kadar sakin, boğazın el değmemiş güzelliği, şirin evleri çok hoşuma gitti. Birde bizim boğazımızı düşününce hayıflandım doğrusu... Feribotun nazlı gelişini de biz oğlumla arabada beklerken eşim resimledi...

Bu arada eklemek istediğim bir konu da Çanakkale'ye kadar gelmişken Truva atını da görmek istedik. Ne komiktir ki giriş ücreti kişi başına 15 TL. istemeleri oldu. 4 kişilik bir aile olduğunu düşünür ve bu kültür hazinemizi görmek isterseniz 60 TL. gözden çıkarmanız gerekiyor.



Dönmeden önceki günümüzde tekne gezisine katıldık, iyi ki orada bulunmuşum, denizin gerçekten farkına varmak için en güzel yöntem diyebilirim. Dört adada durmasına rağmen üşenmeden can yeleğimi çıkartıp tekrar ve tekrar giydim :) ( Bu arada yüzme biliyorum ama hani yorulmayayım diye :)) Bu turun çok güzel yanıysa iskeleye yanaşırken, herkesin elinde güzel Türk bayrağımız ile Onuncu Yıl Marşımızı söylemek oldu.


Bayrağımız dalgalanırken duygulanan ben, böyle bir durumda gerçekten gözlerimden sevinç gözyaşları süzüldü...


Bu tatilin benim için en özel yanı, eşimle 6. yılımızı bitirmemiz ve oğlumun 3. yaşını doldurması oldu. Aramız da tam 5 gün var. Daha doğum gününü tam olarak kavrayamasa da ona günün şerefine istediği dondurmadan alıp mutluluğunu görmek benim için yeterliydi.


Eğer yolunuz bu taraflara düşerse ve eğer görmediyseniz, Şeytan sofrasını muhakkak ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Türkiye'mizin her köşesi gerçekten cennet. Herşey biz insanlara düşüyor.


Oğlumla birlikte artık dönüş yolu için arabamıza gidiyoruz. Trafiğine, kalabalığına, türlü türlü sorunlara rağmen yine de insan evini özlüyor. En azından ben kendi adıma böyle düşünüyorum.

Hepinize sevgilerimi gönderiyorum.

30 Haziran 2009 Salı

Ben geldim...

Çok uzun ara oldu yazmayalı. Oğlumun üst üste gelen rahatsızlığından dolayı hiç keyfim de yoktu. Hani derler ya "evdeki huzur" sağlık olsun deyip her şeyin boş olduğunu anladığım zamanlardı bu sıralar. Sağlığın zaten önemini bildiğim halde, aklımdan çıkmaz bir hal almışdı. Çok şükür iyiyim bu günlerde. Oğlum iyiye gidiyor. Çocuk hastalıkları olur denir ama yavrun hastayken birşey yapamamak gibisi de yok. Allah tüm çocuklara sağlık, afiyet, mutluluk versin inşallah.

Kafamı biraz toparlamak ve yılın yorgunluğunu atmak için kısa bir süre buralarda değilim. Dualarınızı eksik etmeyin lütfen. Şimdidem tüm yorumlarınız için çok ama çok teşekkür ederim.
Evinizden sağlığınızın, huzurunuzun, bereketinizin hiç eksik olmaması dileklerimle.
Görüşmek üzere...

16 Haziran 2009 Salı

Milföylü Çıtır


Bizim için büyük bir şey başarmanın mutluluğunu yaşıyorum şu an :) Yaklaşık 6 sene öncesinden beri, burada ki büyük bir pastaneden ara sıra da olsa aklımazdan çıkmayan bu milföylü çıtırdan alırdık. Çileklisini bulmak biraz zor oluyordu. Biz akşam saatlerinde almak istediğimizden dolayı genelde kalmamış olduğunu öğrenerek umutsuzca evimize dönerdik :) Misafirlerimiz için istediğim kadar ve taptaze sunacağım tatlılarım oldu. Pastaneden aldığımız tatlılar da milföyleri ince ve kıyır kıyır olduğu için aşağıda ki resimde de göreceğiniz gibi, oklava ile incelterek, uzunlamasına ikiye kestim. Kabarmasını istemediğimden dolayı da çatalla üzerine noktacıklar açtım. Gerisini tarifte anlatmaya devam edeyim :) Heyecanlandım da birden :)
Tadı da aynı pastaneden aldığım gibi, hiç bir tat farkı yok, denemeniz tavsiye ederim.



Malzemeler:

Yarım kilo süt
1,5 tepeleme çorba kaşığı nişasta
1,5 tepeleme çorba kaşığı un
Yarım su bardağı şeker
1 çay kaşığı vanilya

Bir kişi için 1 milföy hamuru hesaplanır.
Bu ölçüler 4-5 kişi içindir.

10 adet kadar çilek

Üzeri için pudra şekeri

Yapılışı: Milföyler resimdeki gibi hafif çözülünce şeklini bozmadan inceltilir. Uzunlamasına ikiye kesilir.190 derece fırınca kızartılır. Diğer tarafta süt, nişasta, şeker, un birlikte pişirilir. Altını kapattıktan sonra vanilyası ilave edilir. Ilındıktan sonra milföyün üzerine bolca döşenir, araya çilekler ve tekrar kremasından sürülür. En üzerine ikinci milföy parçasını koyup, bolca pudra şekeri serpilir. Günlük bir tatlıdır. Kişi sayısına göre yapılır. Afiyet olsun.

9 Haziran 2009 Salı

Yaz Türlüsü...

Sıcakların arttığı şu zamanlar da dışarı çıkmak ne mümkün. Dün oğlumu kreşe bırakıp eve gelene kadar sıcaktan öyle yoruldum ki, bugün yine biraz esintili çok şükür. Ayberk'imle parka ancak akşam saatlerinde çıkabiliyoruz. Bugün de yine evden çıkmadan evdeki sebzelerimle bir türlü yaptım. Adı üstünde türlü olunca, dilediğim sebzeyi katmakla özgür oldum. Yanına da yaz meyvesinden karpuz kesildi mi bitti gitti :)


Yemeğin tarifine gelince;

Malzemeler:
Yarım kilo fasulye
1 patates
1 adet akdeniz kabağı
5 büyük boy domates
3 büyük diş sarımsak
2-3 sivribiber
1 büyük soğan
Sıvıyağ ve tuz
1 bardak sıcak su

Yapılışı: Fasulyeleri görünümü güzel olması açısından uzunlamasına kesip ikiye ayırdım, evde olan akdeniz kabağı yani tombul kabağımı da, dışını çatalla çizikler atarak yine fasulyenin uzunluğu gibi doğradım. Patatesleri de aynı şekilde uzunlamasına doğradıktan sonra, tencerenin dibine sıvıyağ, doğranmış soğan ve biraz fasulye biraz kabak, aralara doğranmış sarımsak ve biraz domates şeklinde hepsini tencereye aldım. En üstü sarımsak ve domatesle döşedikten sonra tuzunu ilave ettim. 1-2 kaşık yine sıvıyağ gezdirerek 1 su bardağı kadar sıcak su ekleyerek, kapağı kapalı olarak pişirdim. Sağlıklı bir yaz yemeği oldu. Afiyet olsun.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Nereden Nerelere...

Birkaç gündür ablamın bebeğini beklediğimizden dolayı, ne elim iş tuttu, ne de başka birşey...
Dün İrem 'imiz dünyaya geldi :) Teyze olmak, anne olmaktan sonra en büyük kavramlardan biri sanırım. Çok minik, istediği sadece annesinin yanında uyumak. Ayberk'in yeni bir arkadaşı oldu, tabi oynamak için bayağı bir beklemesi gerekecek :)
Bu fotoğraf da benim gözüm gibi sakladığım, içinde birçok anlamlar taşıyan geçmişimdir. Bir ablama bakıyorum, bir de kendime. ( en sağdaki benim, en soldaki de ablam :) Kıyafetlerimizin aynı olmasından anlaşılıyor zaten ...) Zaman sandığımızdan da hızlı geçiyor.
Allah tüm çocuklara sağlık, mutluluk, huzur ve hayırlı birer evlat olmalarını nasip etsin.

24 Mayıs 2009 Pazar

Algida Çorlu Carte d'Or Fabrika Gezisi...


Carte d'Or Fabrika gezisinin olacağını bildiğimden beri heyecanlıydım. Gerçekten üretim bölümünü çok merak etmiştim. Günler öncesinden yer haritasını çıkarmıştık eşimle. Aylin Hanım gerçekten her konuda bizi titizlikle bilgilendirdi. Her seferinde olduğu gibi candan ve sıcak yaklaşımından dolayı kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Oğlum ve eşimle gitmeyi planladığımdan dolayı biz kendi aracımızla gelmeyi uygun bulduk. Zaten yer olarak bize 1 saat uzaklıktaydı. 11:30 da buluşma gerçekleşecekti, tabi biz otobüslerden önce, Algida fabrikasının otoparkına varmıştık. Bu kadar büyük ve ne kadar temiz bir yer olduğu dışarıdan bile anlaşılabiliyordu. Otobüsler yanaştığında içeriden el sallayan arkadaşları görünce bir kez daha mutlu olmuştum. Herşey çok güzel planmış ve dizayn edilmişti. Başta çay kahve ve biraz atıştırma yaptıktan sonra sunum için hepimiz toplandık. Başta Canan Hanım bizi çok güzel bilgilendirdi. Algida'nın Çorludaki dondurma fabrikası dünyada üçüncü büyük dondurma üretim tesisiymiş. Ardından Hakkı bey üretim ile ilgili çok güzel konuşmalar yaptı. Çalışanların işe başlama şekilleri, giyinmelerinden tutunda, hammaddelerin ne denli hassas ve dikkatli bir şekilde işlenip, hangi kontrol sistemleri ile üretildiği gibi birçok konuda önemli bilgiler verdi. Meğer dondurma üretimi ne kadar detaylı ve hassas bir konuymuş...


Bir dondurmanın ortaya çıkabilmesi için ne aşamalardan geçtiğini birer birer resimli olarak gördük. Gruplar halinde üretim yerlerine doğru ilerledik. Giydiğimiz kıyafetler içerisinin ne kadar steril olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Tam anlamıyla bir astronota benziyorduk :) Birbirimizi tanımak gerçekten zordu, öyleki oğlum bana dakikalarca baktıktan sonra annesi olduğumu anlayabildi :) Eller yıkandı, kıyafetler giyildi, galoşlar takıldı, içeride yüksek sesten dolayı telsiz kulaklıklar verildi, en son ellerimizi ve galoşlu olmasına rağmen ayakkabılarımızı özel bir makinede sterilize ettikten sonra içeriye girebildik.


İlk defa bu kadar dondurmayı bir arada görmüştüm, çok sistemli ve kesinlikle el değmeden hazırlandığını, her kolinin ayrı ayrı kilolarının ölçüldüğünü, her makinanın çıkışında metal dedektörü gibi kontrol sistemlerinin olduğu ve içeride çalışanların ne kadar hızlı olduğunu farkettim. İtiraf etmeliyim, paketleme yapılmış yeni çıkan dondurmaları tatmak gerçekten çok eğlenceliydi :) Özellikle hani kutu içine dondurmaların yanyana ve değişik şekillerde kat kat nasıl konduğunu canlı olarak gördük. Kolilerde paketlenen dondurmalar havadaki konveyörlerden hızlı bir şekilde depoya gidiyordu. Kornet üretim bandını keyifle izledik. Özellikle robot merakından dolayı oğlum otomatik makinelere merakla baktı durdu. Üretimde şoklama bölümü -36 dereceyi gösteriyordu. Üretim yerini gördükten sonra zaten kalitesinden emin olduğum dondurmaları, keyifle alacağımdan eminim.

Fabrika gezisi sonunda kavak ağaçlarının altında güzel bir piknik alanı karşıladı bizi. Doyasıya sohbet ettik, geçen sefer konuşamadığım arkadaşlarımla konuşma fırsatı yakaladım. Dondurma fabrikasının bahçesinde olunca tabi sürekli bizlere dondurma servisleri yapıldı. Hayatımda belki ilk kez bu kadar dondurma yedim :)


Toplu bir fotoğraftan sonra araçların yolunu tuttuk. Başta Canan Barut olmak üzere, Hakkı beye, Gülsü Hanıma ve Aylin hanıma çook ama çok teşekkür ederim. Böyle güzel bir gün bizlere yaşattıkları için. Ömrümde belki ilk kez böyle bir fırsatı yakalayabildiğim için...

Biz kendi arabamıza bindikten sonra fabrika çıkışında ziyaretçileri aldıkları yerlere götürecek olan Asya ve Avrupa diye ayrılan iki servis otobüsünün resmini çekmek istedim. Öyle bir duygu ki sanki tatil esnasında konvoy halinde yolda gidiyormuşuz gibi bir hisse kapıldım. Herşey için teşekkürler Carte d'Or...