25 Aralık 2008 Perşembe

Bekleyen bir mim var...


Bloglar içinde çok sevdiklerimin arasında yer alan Derya'cım bu mime beni davet etmişdi. Kreş hazırlıkları derken cevaplayamamıştım. Konusunu kendi sayfasında anlatmış, çok da güzel anlatmış. Ben onu aynen buraya geçiriyorum.
Bu mim bir oyun gibi. İsteyen herkes oynayabilir, kimseye paslanmıyor. Tek yapmanız gereken; Kendinize en yakın kitabı almak Sayfa 56’yı açmak 5.cümleyi bulmak. Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlamak. En sevdiğiniz, en moda veya en entelektüel kitabı seçmeyip, en yakınınızdakini almak...Hadi buyrun sizlerde bu mime katılın...

Evet bende en yakınımdaki kitabı aldım ve istenilen sayfayı açıyorum...

Kitap MARIA MONTESSORI adlı dünyadaki eğitim sisteminde devrim yapan İtalyan doktoru anlatıyor, resimdeki de o bayandır...

"Yıllar boyu süren tartışmalar ve bir ülkeden ötekine göçlerden sonra, yeniden en sevdiği işi yapıyordu, meraklı ve istekli insanlara metodunu anlatmaktı bu. Hindistan'da geçirdiği günler, yaşamının en mutlu günleriydi."

24 Aralık 2008 Çarşamba

Oyun grubuna oğlumda katıldı...

Uzun zamandır evde sürekli birşeyler yaparak canının sıkkınlığını geçirmeye çalıştığım oğlumu bugün kreşe gönderdim. Haftanın 3 günü, sabahtan öğlene kadar, kendi yaşıtlarıyla vakit geçiriyor. Bana öyle zor geldi ki, sanki bi boşluk da hissettim kendimi. Oğlumu almak için gittiğimde gününün ne kadar güzel geçtiğini yüzünden anlayabildim ve çekilen fotoğraflarla ve kamera ile bir nebze olsun rahatladım. Umarım onun hayatı ile ilgili güzel bir adım atmışımdır. Kayıt yaptırmadan önce birçok kez oğlumla orada vakit geçirdik zaten kreşin sahibide benim karşı komşum, Onun verdiği rahatlıkla, yavrumun arkadaşlarıyla güzel vakit geçirmesini diliyorum. Annelik iç güdüsüyle hep yanımda gözümün önünde olmasına alışmışım, sanırım oğlumdan çok benim bu ortama alışmam gerekiyor...

15 Aralık 2008 Pazartesi

Garip hallerim...


Bayram tatilinin bitmesi ile biraz durgunluk olsa da, hayatın çalışmaktan ibaret olduğunu unutmamayı aklımdan çıkarmıyorum. Eşim sağolsun evdeyken, Ayberk konusunda çok yardımı dokunuyor. Yeni haftanın başında, oğlumla ben kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sevgili Yasemin arkadaşım beni "Garip hallerim" konusunda mimlemiş. Kendisinin de dediği gibi gerçekten çok zor insanın kendisini anlatması.

1) Ailecek bir yere gideceksek, eşim sürekli beni beklemek zorunda kalır. O sırada ben bütün evi defalarca dolaşıp okur üflerim. En son kapıyı kapatıp ilk oğluma sonra eşime ve en son kendime okuyup, kazasız belasız, hayırlı bir gün geçirmemiz için dua ederim.
2) Bulaşık makinesini yerleştirirken çok planlı hareket ederim. Bütün tabak-çanak yerleştiğinde ise dolaplarımın kapakları da aynı anda kapanmış olur.

3) Alışveriş merkezinde dolanırken, gözlerim kızarır, başım bana o kadar ağır gelir ki, gezdim mi yoksa taş mı taşıdım diye hayıflanırım.

4) İzlediğim bir filmin etkisinden hemen çıkamam, uzun süre başroldeki kadın karakterinde hissederim kendimi :) ( Bu arada en son izlediğim film "50 ilk öpücük", çok öncenin bir filmi ama ben ilk defa izledim. Enteresan çok güzel bir filmdi.)

5) Bloguma yazdığım yazıyı bin kere okurum bu da yetmezmiş gibi bazen eşimden onay da alırım...

6) Oğlum ayaktayken kesinlikle uyuyamam. Sesini uyku esnasında bile duyduğum için dalamam.
Aklıma başka birşey gelmiyor bunlar da benim garip hallerim. Bende arkadaşlarımdan Saliha ve Derya'yı mimliyorum. Kolay gelsin...

5 Aralık 2008 Cuma

Kıymalı Biber Dolması


Bayram öncesi, pazartesi gününden beri ihmal ettiğim evin temizliğine giriştim. Buruk geçen ilk bayramımız olacak. Mutfağımda genel yemeklerle geçiştirdiğimiz günler yaşıyorum bu sıralar. İçimden birşeyle uğraşmak da gelmiyor açıkçası. Bu yaptığım dolmayı bulgurla yaptığım için paylaşmak istedim. Biber salçası, soğan, kıyma, bulgur, pulbiber, nane ve tuzla karıştırdığım içi dolmalarıma doldurdum. Bulgurla yapmadıysanız denemenizi tavsiye ederim.
Kurban bayramı öncesi benim evde uyguladığım bir yöntemden de bahsetmek istiyorum. Buzluğa koyacağınız kıymalarınızı, buzdolabı poşeti içinde yassılaştırırsanız, daha kolay ve çabuk çözülüyorlar. Ufak bir ayrıntı ama zamandan tasarruf oluyor.
Bayramda tüm sevdiklerinizle bir arada olmanız dileklerimle...
Sevgiler.

25 Kasım 2008 Salı

İnsanız nihayetinde...

Şu yazıma nasıl başlayacağımı çok düşündüm. Bloguma geldiğiniz ve beni yanlız bırakmadığınız için teşekkür ederim. Kayınvalidemlere akın akın başsağlığı için geliyorlar, kimse aslında farkına varamıyor gerçeğin ama günler geçtikçe üzüntü yerini özleme bırakıyor. Fotoğraf albümlerinde kalan hatıralarla yüzünün ifadesi uzun uzun izleniyor ve o resmin elimizde oluşuna seviniliyor. Oğlum Ayberk seneler sonra belki bu günlerden bir parça hatırlayacak, bende aslında dedelerimi hiç tanımadım. Bir sahne kaldı sadece dedemle ilgili hatıralarımda. Babacığımızın yattığı yer çok huzurlu, başını camiye çevirmiş, esintili bir tepede bıraktık onu. Bunları sizi üzmek için yazmıyorum, her insanın başına gelicek, her ne kadar hiç bizim başımıza gelmeyecek gibi düşünsek de. Hayat devam ediyor, çalışanlar iş başı yapıyor, evde olanlar çamaşırlarını, yerleri toparlıyor ve günler üzerine günler biniyor, hayat devam ediyor...
Sağlıcakla kalın, Allah sevdiklerimizle sınamasın inşallah. Bu yazıyı size yazmayı bir borç bildim. Sizler gönülden dualarınızı eksik etmediniz biliyorum.
Benim burada kocaman bir ailem var...
Sevgiler...

21 Kasım 2008 Cuma

Bir ışık söndü...

Arkadaşlar tekrar merhaba...
Kayınbabamı çarşamba akşamı kaybettik. Bugün cenaze namazı kılınıp, son görevi yerine getiriyoruz. Allah'a emanet olun... Fatiha'nızı eksik etmeyin lütfen.
Sevgiler

13 Kasım 2008 Perşembe

Ufak bir umut...

Arkadaşlar merhaba...
Her gün bloguma uğradığınız ve yorum bıraktığınız için teşekkür ederim. Kayınpederimi bugün başka bir hastaneye yerleştirdiler ama hiç umut vermiyorlar, bizde kendimizi her sona alıştırmaya çalışıyoruz. Tekrar umutlu ve güzel yazılar yazmak için, görüşmek üzere...

6 Kasım 2008 Perşembe

...

Yorum gönderen ve dualarını eksik etmeyen herkese teşekkür ederim. Durumu hala ciddi. Hayatın insana neler göstereceği hiç belli değil. Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın. Eşim dün o üzgün haliyle bir tatlı almış, blogunun 1. senesi kutlu olsun dedi :(( Umudumuzu kaybetmiyoruz, Allah'ım herşeyin hayırlısını nasip etsin. Gözünü açsa, konuşsa diye bekliyoruz. Rabbimden umut kesilmez. Eşime ve ailesine de güç kuvvet versin inşallah. İşte böyle arkadaşlar, sizleride üzmek istemiyorum ama dualarımız sizlerle diyen herkes beni çok mutlu ediyor, birimizin duası kabul olur, kim bilir.
Sağlıcakla kalın...

4 Kasım 2008 Salı

Çok üzgünüm...

Kayınbabam pazar günü ciddi şekilde beyin kanaması geçirdi. Ameliyat oldu, şimdi yoğun bakımda. Dualarınızı eksik etmeyin, hayırlısıyla iyileşir inşallah. 9 sene önce yüksek şekerden ve stresten sağ tarafı felçliydi, kendi işini hallediyor ve de istediği yere yavaş da olsa gidip geliyordu. Doktorlar şimdi sol tarafına da felç gelebilir dediler. Çok zor günler yaşıyoruz. Ne olacağı hiç belli değil. Hayatın gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Allah babacığımın hakkında hayırlısını versin, inşallah hayırlısıyla yine eskisi gibi başımızda olsun. Lütfen sizde bizim için dua edin.

31 Ekim 2008 Cuma

Bir dostluk sofrası...

Yine blogger da problemler devam ederken, yine ben bir şekilde resim yüklemeyi başarabildim.
Özel ve çok güzel bir perşembe akşamı yaşadık, Eşimin üniversiteden arkadaşı ile eşi, minik yavruları ile ziyarete geldiler. Zaman ne çabuk geçiyor ve insanlar hayatlarını nerelerde idame ettiriyor... Birbirlerine kavuşmanın sevinci, kahkahalar, şakalaşmalar, eşimin Furkan ile boğuşurken altında ezilme tehlikesi :) Giderlerken de yaşanan duygusal anlar... Eşi ile ilk kez tanışma fırsatı bulmama rağmen, çok içten ve pozitif olan bir insanla muhabbet etme fırsatı doğmuştu banada. 1,5 yaşında olan Burhan Emre adında yakışıklı bir oğulları var, tabiki konumuzda hep onlardı :) Yine bir anne olarak fikirlerimizi ve tecrübelerimizi paylaştık. Furkan ve Esra ailesine güzel muhabbetlerinden ve bizleri de hatırlayıp ziyaret ettiklerinden dolayı çok teşekkür ederim. Umarım bir daha ki görüşmemiz çok yakın olur.


Menümde ana yemek olan salçalı bifteğin tarifini vererek yazımı sonlandıracağım.

Yapılışı: Kişi sayısına göre alınan salçalı bifteklik etler yıkanır ve 2 yemek kaşığı tereyağ eritilmiş, geniş bir tencereye veya tavaya dizilir. Arada bir ters düz ederek, kendi suyunu salması beklenir. Suyunu çeken etleri çok az kızarttıktan sonra üzerine sıcak suda eritilmiş 2 yemek kaşığı salça ve 2 diş sarımsak ilave edilir. Üzerine çıkana kadar kaynamış su eklenir, tuzu atılır. Suyu azaldıkça kaynar su eklenerek lokum gibi olana kadar pişirilir. Yaklaşık (1 ,1,5 saat kadar) En son üzerine kekik gezdirilerek servis yapılır. Afiyet olsun...


28 Ekim 2008 Salı

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun...


Herkese merhaba... :)))


Nihayet bloglarımıza kavuştuk, Bu kadar çabuk açılacağını düşünmemiştim. Yeni yazılarla tekrar görüşmek üzere...
Sevgiyle kalın...
Resim internetten alınmıştır.

27 Ekim 2008 Pazartesi

Blogumu geri istiyorum...

Anlamsız bir şekilde bloglarımız kapandı, Bu şekilde olmaması gerekiyordu. Uyarı olmadan, sebep olmadan nasıl böyle kapatılabilir ki... Üstelik bu şekilde girince virüslü sayfalar açılıyor. Bilgisayarımıza ciddi zararlar gelebilir. Kampanyalar umarım yerine ulaşır ve biz yine güzel ve öğretici muhabbetlerle bir arada oluruz...
Bütün arkadaşlarımı çok özledim :(

23 Ekim 2008 Perşembe

Kremalı mantar soslu makarna...


Bu sıralar makarnayı çok konuşur olduk. Evde yapılabilecek değişik soslarla, hafif ve de lezzetli bir akşam menüsü oluşturma çabasındayken, bugün nihayet bir tanesini yaptım. Kremalı soslar her zaman tercihim olmuştur, tamam biraz kilo problemi oluşturabilir ama her zaman yenmeyecek dersek belki deneyebilirsiniz :)

Tarif için internette araştırmaya girmiştim, Bulduğum bir tarifin üzerinde ufak değişiklikler yaptım. Kendi yaptığım şekilde tarifini yazıyorum.

Malzemeler:
Barilla'nın spagetti makarnası ( İki kişi için yarısı yeterli)
7-8 yaprak ince doğranmış salam
4-5 adet orta boy mantar
1 paket krema
1 çay kaşığı sarımsaklı çeşni
3 adet yeşil soğan (ince kıyılmış)
3 diş sarımsak
1 yemek kaşığı tereyağ

Yapılışı:
Spagetti yi tuzlu ve yağlı suda haşlanır.
Tavada tereyağını eritip, ince kesilmiş mantarlar sotelenir, suyunu çektikten sonra ince doğranmış salamlar ve kıyılmış sarımsaklar eklenir. Beraber sotelendikten sonra krema üzerine dökülür, sarımsaklı çeşni ve ince doğranmış yeşil soğan ilave edilir. Orta ateşte 2 dakika kadar beraber pişirilir. Makarnayla buluşturulur. Afiyet olsun.

21 Ekim 2008 Salı

Mutluluk Tablosu...



Evini bir parti sonrası saatlerce toplamak için uğraşıyorsan,
Bir çok arkadaşın var demektir

Faturalarını ödeyebiliyorsan,
Bir işin var demektir.

Pantolonun biraz sıkıyorsa ,
Aç kalmıyorsun demektir.

Gölgen seni izliyorsa,
Güneş ışığını görüyorsun demektir.

Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan,
Yürüyebiliyorsun demektir.

Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan,
Konuşma özgürlüğün var demektir.

Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan,
Duyuyorsun demektir.

Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa,
bir evde yasiyorsun demektir.

Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa,
Isınıyorsun demektir.

Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa,
Yığınla giyeceğin var demektir.

Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa,
Yaşıyorsun demektir.

Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa,
O gün üretici olmuşsun demektir.
Bir blogun varsa ve yorum alıyorsan,
seviliyor ve takip ediliyorsun demektir :)

VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN!
MUTLUSUN DEMEKTİR

MUTLULUK...
Sorunsuz bir yaşam değil,
Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir...
Arkadaşım Yeşim mail olarak göndermiş bu güzel yazıyı. Bende sizlerle paylaşmak istedim. Gerçekten çok güzel dimi...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Uluslararası Arkadaşlık Ödülü...

Akşam bilgisayarımın karşısına geçip maillerimi aldım ve Sevgili Fatoş'dan gelen maille çok mutlu oldum. Blogunda bana ait bir ödül olduğunu yazmışdı mailime. Bu sabah da aynı ödül mutluluğunu sevgili Mutfakcini vermiş. Çok teşekkür ediyorum.Ödülün amacı arkadaş listenizdeki bloggerları dünya çapında tanıtabilmekmiş..ve sizi seçen arkadaşınızın listesindeki isimlerden 1 fazla olmalıymış.

Bende yorumlarını benden eksik etmeyen, blogumda "takip ettiğim arkadaşlarım" kısmındaki tüm blogculara ve blogu olmayan ve güzel yorumlarıyla hep yanımda olan tüm sevdiklerime vermek istiyorum.
Sevgiyle kalın...

16 Ekim 2008 Perşembe

Yoğurtlu Puflar..

Dün akşam üzeri ne yesek diye düşünürken aklıma geldi. Çok ama çok pratik, reçelle, peynir domatesle harika oluyor. Tabi ben reçelci kısmındanım :) Bu pufların kısmetlisi çok oldu, sevenide. Hani o eski tadlardan, içi boş dışı çıtır hamurcuklardan...


Yapılışı: 1su bardağı yoğurda 3- 3,5 su bardağı kadar un ve tuz konur. 1 çay kaşığı karbonat bir köşesine dökülür, karbonatın üzerine de 1 çorba kaşığı limon dökülerek, köpürtülür. Güzelce yoğrulur. 1cm kalınlığında açılır ve baklama dilimi gibi kesilir. Kızgın yağda kızartılır. Çok hızlı kızarıyor. " Ben en küçük tenceremin içine 5 cm kadar yağ koydum, içerisinde kızarttım." Afiyet olsun.

14 Ekim 2008 Salı

Devrim Arabaları...




Devrim Arabaları” Türk mühendisinin ve işçisinin, 20 sene öncesine kadar toplu iğne dahi üretemeyen bir ülkede kalkıştıkları bu meydan okumayı, bugün her şeye kolayca sahip olan nesillere, idealist zihniyeti ve zaferi de aktararak yaşattıkları bir birlik ve başarı öyküsüdür.


Zaman müthiş dardır. Ekibin Cumhuriyet Bayramı' na kadar yalnızca 130 günü vardır. Türkiye’nin ilk yerli otomobili olacak eserin adı da konmuştur: “Devrim”.


Evet merakla bu filmin vizyona girmesini bekliyorum. Oğlumuz olduktan sonra sinemaya gidemesek de, bir şekilde vardiyalı olarak izlemek istiyoruz bu filmi. DEVRİM isimli arabamızı bilmeyenler olabilir, eşimle ben bu arabayı görebilmek için Koç sanayi müzesine gittik, meğer araba Eskişehir de muhafaza ediliyormuş. O zamanın şartlarında 23 mühendis çekiçleriyle iki farklı renkte araba yapmışlar hemde bizim arabamız, Türklerin arabası. Hatta öyle ki merasime yetişebilmek için tren de son kat boyası atılmış, ne çabalarla, ne emeklerle... Arabaya oturacak olan kişi de Cemal Gürsel, tören alanında arabaya biniyorlar ve araba biraz gidip duruyor, çalışmıyor. Meğer mühendisler trende taşınırken yangın çıkmasın diye az benzin koymuşlar, törene gideceklerini bilmiyorlarmış, yolda konvoydan ayrılıp benzinde alamamışlar. Ama diğer araba aslanlar gibi çalışıyor, Cemal Gürsel diğer arabaya geçiyor ve tören turu tamamlanıyor. Ama basında çıkan olumsuz haberler yüzünden biz araba konusunda tarihe gömülüyoruz. Ufak bir pürüz bile değil, benzin yüzünden gazeteler de dalgalar geçiliyor. Neyse ben çok uzatmayayım... Gerçekten çok üzüldüğüm bir konu.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Devrim_(otomobil) adresinden daha detaylı bilgi alabilir, filmi ise
http://www.devrimarabalari.com/ sitesinden daha ayrıntılı görebilirsiniz...

Hafta sonu Auto Show fuarında Devrim arabamızın aynısını yapmışlar, film için. Tam da onların yaptığı gibi çekiçlerle. Filmin uygulayıcı yapımcısı da fuardaymış, eşimle film hakkında konuşmuşlar ve ağlayacaksınız demiş. Mutlaka size de tavsiye ederim. 24 ekim de vizyona giriyor. Bunları bilmemiz gerek...

13 Ekim 2008 Pazartesi

Bozuk paralar ve prensin baloncukları...

İşte bunu gördüğünüz zaman mutlaka satın alın ve ne kadar çok işe yaradığını anlayacaksınız. Oğluma oyuncak bakarken tanıştık kendisiyle. Marketlerde az ünlü yapmadı bizi. Şak şak şak çıkartıyorsunuz bozuklukları ve aranmadan, bekletmeden...


Daha önce 1 tane almıştım, hafta sonu uzun zamandır gitmediğim ve çok özlediğim mısır çarşısına gidince, tahtakale de yine bunlara rastladım. Eşim "bakmak istediğin yerde duralım" deyince "bende burda durabiliriz" diye, tahta kalenin ortasında etrafın güzelliğiyle donakalmak istedim. Bu kadar mı bir arada olur herşey. Oyuncakçılar, Pasta malzemeleri, ev eşyaları vs.vs...
Gezimizin sonunda eşimle aynı fikirdeydik, ikimizde doyamamıştık. Hani şöyle milyarder olsam, bir günde Mahmutpaşa da bitirebilirim :) Yine gitmek istiyorum, yine yine... :))

Birde oğluma aldığımız baloncuk tabancası var tabi :) Ün saldık, iyi reklam yaptık. Kaç kişi yolumuzu kesip "bunu nereden aldınız" diye soru yağmuruna tuttu bizi :) Sanırım iyi bir primi hakettik. Bütün Mahmutpaşa'yı baloncuklarla süsledik. Herkes meraklı bakışlarla baloncukları yapan prensi aradı. Prens işini ciddiye alan biri olduğundan, hiç kimseye aldırmadan, keyifle bir o kadar merakla dünyayı güzelleştirmeyi başardı... Mutlu mesut evlerine döndüler :)

12 Ekim 2008 Pazar

Hayalkırıklıklarım,gerçekleşen hayallerim ve şimdiki hayallerim...


Sevgili Yasemin'in bloguna uğradığımda, uzun ve güzel yazısına rastladım, sonunda da ismimi görünce çok sevindim. Teşekkür ederim.
Kendimce cevaplamaya çalışacağım..


Ben Ticaret lisesi mezunuyum. Erken yaşta stajyerlikle başlayan iş hayatımda en önemli safhayı, Üniversiteyi arka planda bıraktım. Eşimlede çalıştığım yerde tanışıp evlendikten sonra bile farkında değildim aslında neyi yapmadığımın. Ne zaman ki oğlum, yavrum dünyaya geldi ben bu konu üzerinde çok düşündüm, çok üzüldüm ve gerçekten o şartlarda farkında olamadığım bazı gerçeklerin şimdi farkına vararak kendime çok kızdım, üstelik o kadar çok zamanım vardı ki bunun için. Ticaret lisesi okuduğumdan dolayı, derslerimiz hep meslek üzerineydi, bu amaçla yetiştim ve işyerinde gerçekten başarılı olmuştum. Özel bir firmanın finansını ben ele almıştım ve çok erken yaşda. 7 sene süren iş hayatım evladımız olsun dememizle ve ben kendim büyütmek istediğimden dolayı son buldu.

Geçmiş de yaşadığım hayalkırıklığım şimdinin hayali olacağını nerden bilebilirdim. Şu anda elimde bir fırsat var. İnşallah kısmet olursa meslek liselerine uygulanan sınavsız geçiş den faydalanmak istiyorum.( Mezun olalı çok seneler geçti ama yapabilirim umarım) Gerçekten kendim için değil. Oğlum okuduğunda benimle gurur duysun diye istiyorum. Bu benim düşüncem tabi. Katılan olabilir, katılmayan da. Böyle bir fırsatım olmasaydı zaten çok zordu gerçekleşmesi. Tabi daha hiç birşey belli değil. Başvuru zamanını bekliyorum.

Şimdiki hayallerime gelince, çok şükür beni anlayan ve seven bir insanla evliyim. Rabbim bir evlat nasip etti. (Allah bozmasın cümlemizinkini). Oğluma rahat bir gelecek sunmak hayalim.

Tabi bende içimden geçiriyorum, hani şöyle Ayvalık da bahçeli bir evim olsun :) Ondan sonra müşterisi vızır vızır olan şirine bir yemek dükkanım olsun. At çiftliğim olsun :) Hayallerim çokdur benim ama zararsızdır. İmkansızı da bilirim, şükretmeyide.. Bu günüme çok şükür. Umarım herkesin hayali hayılısı ise olur. Mutluluk getirecekse inşallah.

Bende, benim gibi içini dökecek olan birisini seçiyim artık :) Sevgili Aslı'yı mimliyorum.



Bu yazımı gelecekten 2013 yılından yazıyorum. Anadolu Üniversitesi İşletme Yönetimi bölümünü bitirmiş ve hayalini gerçekleştirmiş biri olarak söylemek istediğim hayallerinizin peşinden gidin, hayırlısı ile Rabbim izin verdiği sürece olmayacak hiçbirşey yok.

:)
 

Resim internetten alınmıştır

10 Ekim 2008 Cuma

Pizza börek...

Geldim geldimmm...
Tam 1 hafta oldu bloguma yazı yazmayalı. Bu aralar eve sarmış durumdayım, çekmecelerimi önüme koyup, tek tek eliyorum. Ne kadar hafiflediğimi bilemezsiniz. Yıllarca eve birşeyler taşıyoruz ama nedense giren çıkmıyor. Evde, artık yeter deyince:) , kolları sıvadım. Mutlaka sizede tavsiye ederim. "Bu lazım olur, şu lazım olur" diye diye, yaşanacak alan kalmıyor insana. Aslında bu görüşüm Bayrampaşa İkea' ya uğramamla oldu. Küçücük bir odayı öyle güzel dizan etmişler ki, bizim bir eve sığamadığımızı bana resmen, açık açık gösterdi :)))

İkea 'dan aldığım ve size de mutlaka tavsiye edeceğim Un eleği, çok pratik. Etraf un olmadan ve keyifle eliyorsunuz.


Böreğimin yanında ki kucaklaşan arkadaşlar gibi sizlerle kucaklaştıktan sonra, sıra geldi tarifimize...

Malzemeler:

3 yufka

4-5 çorba kaşığı yoğurt

1 yumurta

Yarım su bardağı kadar sıvıyağ

250 gr. kadar beyaz peynir

2 domates

Yarım demet maydonoz

3-4 adet çarliston biber

1 tutam nane

Tuz, pulbiber

Yapılışı:

Yoğurt, sıvıyağ ve yumurta güzelce çırpılır. Tepsiye 1. yufka serilir.Kenarları tepsiden dışarı sarkıtılır. Çırptığımız karışım gezdirilir, 2. ve 3. yufkalara da aynı işlem yapılır. 1. yufkanın kenarları en üste kapatılır. Sırasıyla, beyaz peynir, ince doğranmış domates, yine doğranmış biber ve tuzu baharatları gezdirilir. Fırına verilir. Altı üstü piştikten sonra çıkarılır ve rulo şeklinde sarılır. Dilimlenip servis yapılır. Afiyet olsun.

Sevgiyle kalın...

www.sedaningunlugu.com


4 Ekim 2008 Cumartesi

Peynirli Karnıyarık Börek..


Merhabalar :)

Artık bayram tatilinin sonuna geldik, Gidebildiğimiz yerlere ziyaretler yaptık ama en yorucu olanı Üsküdar' a giderken 3,5 saat yolda kalmamız oldu. Allah'tan oğlumuz arabada uyudu da pek bir sıkıntı yaşamadık. Ramazan ayına da, bayramımıza da "elveda" dedik. İnşallah daha nice Ramazanlar ve bayramlar görürüz.

Bu yaptığım karnıyarık börekten, daha önce bloguma mantarlısını eklemiştim. Yapılış şekli aynı, malzeme olarak peynir ekleyip sarıyorsunuz. Acil durumlarda yapılabilen çok leziz bir tarif...

28 Eylül 2008 Pazar

Havuçlu, Elmalı Kek...

Bayram tatili başladı işte :) Geceden beri yağan yağmurda bayramın kısmeti herhalde. Hepinize şimdiden iyi bayramlar diliyorum. Büyüklerinizle, sevdiklerinizle neşeli muhabbetler ve güzel paylaşımlar geçirmenizi dilerim.

Sevgiyle kalın...


Kekime gelince de benim kek denince aklıma gelen tek tariftir. Gerçekten çok lezzetli oluyor.
Malzemeler:
3 yumurta
2 su bardağı un
1 su bardağı şeker
1 su bardağı sıvıyağ
2 orta boy rendelenmiş havuç
1 büyük rendelenmiş elma
1 su bardağı kadar çekilmiş ceviz
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın


Yapılışı:
Yumurta ve şeker çırpılır. Sırasıyla, sıvıyağ, elma, havuç, ceviz, tarçın ilave edilir. Un, k.tozu ve vanilya kendi içinde karıştırılarak, malzemenin üzerine elenir. Yağlanmış, unlanmış kek kalıbına döşenerek 175 derece ısıtılmış fırında 30 dakika, daha sonra derece 150 ye getirilerek 10 dakika daha pişirilir. Afiyet oslun.

26 Eylül 2008 Cuma

Kabak çorbası...


Lezzet dergisini senede belki iki kez alıyorum ama her aldığımda da güzel bir tarif gözüme takılıyor. Bu çorbada onlardan biri.
Bu arada doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkür ederim. İlk defa bu sene bu kadar çok tebrik aldım :)
Hepimizin Kadir gecesi mübarek olsun. Allah dualarımızı hayırlısı ile kabul etsin inşallah.

Çorbanın yapılışı: 1 yemek kaşığı un, 25 gr.tereyağında çevrilir. Üzerine 1 litre süt ekleyerek, kaynayana kadar ara ara karıştırılır. 2 kabağı yıkayıp, dış kabuğunu kazınır ve rendeleyip, kaynamış süte ilave edilir. 15 dk. orta ateşte beraber pişirilir. Tuzunu ekleyip ocaktan alınır ve yarım demet kıyılmış dereotu karıştırılır. En son tereyağında kızdırılmış pulbiber gezdirerek afiyetle içilir.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Eylül benim...


Eski bir anımdan başlamak istiyorum yazıma. Seneler önce ben daha bekarken, babam ablamın doğum günü için pasta almak istemiş, bu kutlamanın ilk olduğu bir doğum günü. 4 kardeşiz biz. Hani biz kıskanmayalım diye babam hepimizin baş harfini yazdırmak istemiş pastanın üzerine :)

Pastacıya başlamış saymaya, "S", "H", "U", "G" Benim diğer adım da Hatice. Babam "H" harfini söylerken "Haş" der her zaman. Pasta akşam eve geliyor ama biz yazılanlardan pek birşey anlayamıyoruz :) "SHAŞUG" :) Adamcağız, söylendiği gibi yazmış meğerse. Biraz evde gülmece oldu, biraz da doğum günü akşamlarına açılış yapmanın sevinciyle pastalarımızı yemiştik. O gün bu gün kutlama adında pastalar alındı teker teker kesildi. Şimdi 2 kardeş evliyiz, diğer kardeşlerimde biri Sakarya'da üniversiteye başladı, diğeri de çalışma hayatına...

Şimdi evliyim çok şükür beni seven bir eşim ve benim çok sevdiğim bir oğlum var. Ben çekirdek ailemi çok seviyorum. Allah herkesi evinde mutlu ve huzurlu etsin inşallah. Eşim saat 00:00 yi vurduğunda doğum günümü kutladı, ilk kutlayanım oldu. Sana burdan çok teşekkür ederim hayatım.
Eylül benim dedim ya, ben Eylül kızıyım. Tam bir Teraziyim ayrıca :) ama dengelisinden, en azından öyle söylerler :)

İyi ki doğdum :) İyiki böyle bir aileyi Rabbim bana nasip etti.



Resim intrnetten alınmıştır.

23 Eylül 2008 Salı

Tavuklu Mısırlı Pilav...

İftar sofrasında yemeğimizi yerken, eşimin ısrarıyla pilavımın fotoğrafını çektim. Hani genel yapılan bir pilav ama son anda yapılan, lezzetli bir pilav sınıfına girenlerden.
Yapılışı; Dolabınızda dünden kalmış pilavınız varsa biraz da haşlanmış tavuk etiniz yeterli oluyor.
Tavuk etlerini tereyağında çevirdim, konserve mısırı ekledim, tuz ve karabiber ile karıştırdıktan sonra pilava dahil ettim. Yanında birde ayran varsa daha ne olsun :)

Hafta sonu kayınvalidemleri iftara çağırmıştım. Kafamda belirlediğim bir menüm vardı. Aksilikler üst üste gelince hiç düşünmediğim ama yine de güzel bir sofra kurulmuş oldu.

Mercimek salatası
İzmir köfte
Terbiyeli şehriye çorbası
ve yapmak istediğimin biraz dışında olan, Bulgur ve kıyma ile yapılan Analı- Kızlı vardı.



21 Eylül 2008 Pazar

Güzel bir sobeee...

Sevgili Deryacığım beni sobelemiş, teşekkür ederim canım. Şimdi sırada sorular ve cevapları :)

İsminiz?
Seda
Nerelisiniz?
Sinop

Yaşadığınız yer?
İstanbul

Mesleğiniz?
Muhasebe

Hobileriniz?
Gezmek, yağmuru izlemek, kendimi dinlemek için dinlenmek ve bir fincan Türk kahvesi :)

Evli misiniz?
Evet, 5 seneyi bitirdik...

Kaç çocuğunuz var?
Yakışıklı 26 aylık, Ayberk adında bir oğlum var.

En sevdiğiniz yemek?
Bamya ve baklanın harici diğer her yemeği severek yerim :)

En sevdiğiniz tatlı?
Künefe ve halka tatlı :) Gördüğüm zaman dayanamam, hatta künefeyi yemek için referanslı biryer tercih ederim.

Sevdiğiniz müzik türü?
İlle de bunu dinlerim diye birşey yok ama, slow müziklerden daha çok hoşlanıyorum. Ruhum dinleniyor.

Nerelere gitmek istersiniz?
Bu çok genel bir soru ama vatanımda görmek istediğim yerler, Urfa, Antep, Yurt dışından ise Viyana ve Paris olabilir ama en çok şu an olmak istediğim yer Ayvalık...
Sorulara cevap verirken aklıma okul yıllarında yaptığımız hatıra anketleri geldi. Özlemişim galiba, acaba şu anda benim cevapladığım bir anket defteri, hala biryerlerde sağlam birşekilde duruyormudur. Kimbilir neler yazdım :)

Eveeet şimdi bende sobelenmeyen arkadaşlarımı sobeliyim.

Asiye, Yasemin, Aslı, Özlem, Sofra Şenliği 'ni sobeliyorum.
Kolay gelsin :)

Resim internetten alınmıştır.

16 Eylül 2008 Salı

Kıymalı Pırasa Böreği


Bugün oruçlu oruçlu pazara gidince, havanın aslında göründüğünden de sıcak olduğunu farkettim. Biraz dolaşmak, biraz da zaman geçirmek için gittiğim pazardan yufka ve pırasa aldım.
6 yufka kullandım. 1 bardak süt, yarım bardaktan biraz fazla sıvıyağ ve yumurtayı beraber çırptım. İç malzemesi olarak da 1 kilo pırasayı ince ince doğradım. İçi geniş bir tavada 1 soğanı kavurdum, üzerine 300 gr.kıymayı ekledim. 1 yemek kaşığı dolusu salça ve pırasaları dahil ettim. Bir bardak su ilave ederek pırasalar yumuşayana kadar pişirdim. Baharat olarak karabiber ve pulbiber ekleyip tuzunu ekledim. Beraber pişirildikten sonra yağlanmış tepsiye sırayla yufkaları dizip sütlü karışımla ıslattım. 3. yufkadan sonra iç malzemeyi yaydım ve diğer yufkaları da döşedikten sonra çörekotu ve susam serperek 180 derece ısıtılmış fırında kızarana kadar pişirdim. Afiyet olsun.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Ekmek teknem...

Ramazan da iftara gelen arkadaşlarımız, ellerinde dayanamayıp aldıkları pidelerle gönül kapımızdan girince, ben de bunların bozulmaması derdine girip fırında kızartmaya karar verdim. Bayat ekmek değerlendirmesiyle ilgili birçok yöntem var tabi, mesela bu ekmekleri fırına attığımda üzerine zeytinyağı ve baharatlarla yapılmış bir karışım da serpiştirilebilirdi. Ben bu sefer sade yapıp çorbalarımda kullanmak üzere tezgahımın üzerine gönül rahatlığıyla bıraktım. Ramazanın bereketi evimizden eksik olmasın.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Sultanahmet Meydanı...

Dün çok hareketli ve güzel birgün geçirdik. İlk önce ehliyetimi 3 sene önce almama rağmen, oğluma hamilelik ve bebekliği derken, direksiyon çalışmaları bu güne kısmet oldu. İlkinde biraz korksam da, araba kullanma aşkı ile yenmeyi başardım. 22 km.yol yaptım. 80km. hızla 3. viteste gitmişim :) Eminim gülüyorsunuzdur ama benim için önemli bir adımdı :)
Oğlumun bu arada arka koltukta uyuduğunu fark edince eve dönmeden, zaten gitmek istediğimiz Sultanahmet'in yolunu tuttuk. Biraz ağaçların altında, biraz kitap fuarında, biraz da arka sokaklarında gezindikten sonra muhteşem ezan sesiyle orucumuzu açtık.
Çimenlerin üzeri tamamen doldu, bizde kendimize bir köşe bulduk :) Ordaki hissiyat gerçekten çok farklı. Kısmet olursa Ramazan bitmeden bir kez daha gitmek istiyorum. Kitap fuarından birkaç kitap aldım ve en son caminin mahya ışığının güzelliğine bakarak yola koyulduk.
İnsanların bir arada olması, kimi tepsisiyle, kimi termosuyla, kimi de taburesiyle tam teşekküllü olması bazen güzel sahnelere de tanık oldu. En çok da çocuklar bu kadar kalabalığın içinde bir sanatçı gibi herkese gülüp gönüllerince oynadılar...
www.sedaningunlugu.com

5 Eylül 2008 Cuma

Mantılı Yoğurt Çorbası

Bugün Oktay Usta'ya göz gezdirirken bu tarifini gördüm. Evde tam da bu tarife uygun mantı ve nohut bulununca, akşam ne pişirsem demekten kurtulmuş oldum. Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum.


Malzemeler:
1 kase mantı
1 kase haşlanmış nohut
1 su bardağı yoğurt
1 yumurta sarısı
3 çorba kaşığı un
2 adet yeşil soğan
Varsa taze nane (yoksa kurusu)
Tuz
Tereyağ
Et suyu

Yapılışı:
Mantı ve haşlanmış nohut üzerini geçecek kadar sıcak su ile haşlanır. Un, yumurta, yoğurt bir bardak su ile karıştırılır, çorbadan sıcak su ilave edilerek, terbiyesi çorbaya yavaş yavaş karıştırılır. Koyuluğuna göre suyu ayarlanır, tuzu ilave edilir. Tavada eritilmiş tereyağına, doğranmış yeşil soğan ve nane eklenir, kızdırılarak çorbaya ilave edilir. Afiyet olsun.
www.sedaningunlugu.com

4 Eylül 2008 Perşembe

Sobelendim...


Sevgili Aslı'cım beni sobelemiş. Teşekkür ederim. Bende kendimce sorulara cevap vermeye çalışacağım.
İnternetten bulduğum resimde bu konuya renk kattı :)
1.Blog yazmaya ilk ne zaman başladın?

05.11.2007 de başladım. Heyecanla 1 yaşına basmayı bekliyorum :)

2. Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyor musun?

Ben bu blogu oluştururken çizgim çok çeşitliydi. Bannerımdan da belli olduğu gibi, yemekten örgüye, kitaplarımdan, gezmelerime, eşyalardan, pastalara yer vermiştim zaten. En önemlisi bir günlük açtım ve hayattan birşeyler paylaşmak için burdayım. Çizgimde olduğumu düşünüyorum, Her ne kadar yemek ağırlıklı olsa da...

3. Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin?

Blogum benim hayatımı dolduran, mutlu olduğum bir yer. Buna güzel paylaşımlar ve içten yorumlar dahil olunca daha da mutlu oluyorum. Bunun bir sonu yok, en azından şu an bitmesini hiç düşünmüyorum.

4. Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

En başta olduğundan daha da severek ekliyorum yazdıklarımı. Bekleyişin olduğunu bilmek daha da önemli kılıyor aslında. İlk zamanlar bunun sadece kendime ait bilgilendirme blogu olduğunu düşünerek açmıştım. Yaptığım ne varsa unutmamak ve tekrarlayabilmek için. Birilerinin benim blogumu tıklayarak kendinden bir yorum eklemesi, tarifi imkansız mutluluk oldu. O nedenle bu zorunlu bir hal almanın dışında, benimde severek yaptığım bir iş oldu.

5. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun?

Eşime sorarsan evet :) Akşamları yemek saati bittikten sonra ya da gün içinde oğlum uyurken eklemeye çalışıyorum. Ailemin zamanından çalmadan, sessizce bir an kayboluyorum :)

Sorular bitti, şimdi sıra bu konuda sobelenmemiş olan arkadaşlarımı sobelemek de...
Bende Sevgili Fatoş ve Yasemin'i sobeliyorum.
Sevgiler...


3 Eylül 2008 Çarşamba

Kurutulmuş Patlıcan Dolması

Bu yaptığım dolma herkes tarafından beğenilerek yeniyor. Özellikle pişerken eve yayılan limon kokusu, lezzete baştan çağırıyor diyebilirim. Limon kokusu nerden geliyor diyebilirsiniz :) Tarifte anlatacağım. Kurutulmuş patlıcanlar mutfağımda sürekli vardır, hatta onları mutfak dekoru olarak kullandığımda söylenebilir. Ani misafirlere hazır olsun, her zaman bulamam diye eksik etmiyorum, hem yapımıda sanıldığı gibi uzun sürmüyor.

( Kurutulmuş patlıcanlar soğuk suda 5 dakika bekletilir suyu süzülerek üzerine çıkacak kadar kaynar su eklenerek 10 dakika kadar haşlanır ve suyu süzülür. Patlıcanlarımız doldurmaya hazır.)

İç malz:
20 adet kurutulmuş patlıcan için;

300 gr. kıyma
1 nescafe fincanı pirinç
1 tatlı kaşığından fazla salça
2 domates
1 büyük soğan
Bir tutam maydonoz
1 yemek kaşığı nar ekşisi
2 iri diş sarımsak
Tuz, kimyon, kekik

Tencerenin dibine döşemek için;
1 limon
1 büyük soğan

Yapılışı: Limon ve 1 soğan hariç diğer malzemeler karıştırılır. Domates küp küp doğranarak ilave edilir. Hazırlanmış patlıcanlar tepesinde 1 cm.boşluk olacak şekilde içleri doldurulur. Tencerenin dibine halka doğranmış limon ve soğan döşenir. Patlıcanların ağızları yukarı bakacak şekilde dizilir. Kaynar su ilave edilerek 30-40 dk. kadar pişmeye bırakılır. ( Kaynar suyun içerisine 1 çay kaşığı sumak da ilave edebilirsiniz. Benim evde kalmadığı için eklemedim) Afiyet olsun.
www.sedaningunlugu.com

31 Ağustos 2008 Pazar

Hoşgeldin Ramazan...

Ramazan ayının gelmesini beklercesine şimdiden güllacımı yaptım. Dolaba soğumaya bıraktım. Geçen Ramazan sonrasında da yaparım dediğim güllaçlarım, sanki biz Ramazan ayını temsil ederiz dercesine fırsat bırakmadılar bana. Herkesin bu güzel ayı mübarek olsun. En güzel şekilde değerlendiririz inşallah. Hayırlı Ramazanlar...

Güllacımı üzerindeki şeker ve süt miktarına göre uyguladım. Genelde yapıldığından ziyade, yaprakları ıslatıp ikiye katladım, Dövülmüş fındıklarını serpiştirten sonra gül böreği şeklinde sardım. Porsiyonluk olduğu için sunumu daha kolay oluyor. Afiyet olsun.

26 Ağustos 2008 Salı

Ah Piraye...

Komşunun 2 gün önce okumamı istediği bu kitabı aldım elime. 440 sayfa olmasına rağmen 2 gün de bitirdim. Gerçek bir romandı benim için. Sonunda beni ağlatacak kadar gerçekti. Pirayenin içinde kayboldum, okuduğum süre boyunca hep sonuna gitme hevesiyle hızlandım, hızlandıkça yaklaştığım sona inanamadım. Son sayfayı okudum, okudum ve yaşlı gözlerle kapattım kapağını...

Okumak iserseniz konusundan çok fazla açılmadan bahsetmek istiyorum. Bir Piraye var, Diş doktoru olmak için kazandığı Marmara Üniversitesinde eğitimine başlıyor. Orda tanıştığı biriyle Diyarbakır, Çınarcık ve İstanbul arasında geçen olaylar. Merak edenler için yazmayı tercih etmedim, okurken bilinçsizce sürüklenmek, yorumlarla yola çıkmak daha iyidir bence.

Bildiğim tek şey Piraye'nin etkisini üzerimden uzun süre atamadığım olacak..

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Alice Harikalar Diyarında...

Geçen sene Ramazan ayında, iftar saatinden önce, Sunay Akın'ın sunduğu "Mahya ışıkları" adlı bir program vardı. Televizyona göz gezdirirken aynı programın yeni söyleşilerle devam edeceğini öğrendim. İzleyenler bilirler, her gün enteresan bilgiler ediniyorsun ve her izlediğinde, bilmediğim ne kadar çok şey varmış diye düşünüyorsun. Geçen seneden beni en çok etkileyen konuda Alice Harkalar Diyarında oldu. Yukarıdaki kızın adı Allice Liddell. 1856 yılında çekilmiş bir fotoğraftır bu. Fotoğrafı çeken kişide Oxford'lu matematik profesörü Charles Lutwidge Dodgson. Enteresan olan nedir diyeceksiniz hemen yazayım. Bu tatlı ve küçük kız fotoğraf çektirmek için Profesör Dodgson geliyor. O zaman fotoğraf çekimleri şip şak değil yaklaşık yarım saat aynı şekilde beklemen gerekiyormuş. Bu küçük kız da bu esnada dalıp gidiyor ama öyle böyle değil. Fotoğrafını çeken kişi dikkatlice kıza bakıyor ve bu kadar dalıp ne düşünebilir derken o an aklına gelen şeyi yapıyor evet, küçüklüğümüzün kitaplarından Alice Harikalar Diyarında çıkıyor ortaya. Meşhur Alice yukarıda ki kız. Ben çok etkilenmiştim ve bu resmi İnternetten bulup, uzun uzun baktım, etkilenmemek mümkün değil ama bunu kitap haline getirip diyar diyar dolaştıran Profesör Dodgson'ın gerçek bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.

Bu konuya ait tarih ve Dodgson'a ait bilgiler internetten alınmıştır.

19 Ağustos 2008 Salı

Bir fincan kahve...

Seneler önce eşimle arkadaşımın eşinin cafesine gitmiştik. Taksimin arka sokaklarında, şirin ve bir o kadar da sıcak bir havası vardı. Bize kahve ikram ettiler. Tadını o kadar beğendik ki, eve gelip acaba bunu evde nasıl yaparız diye düşünmeye başladık :) Orda içtiğimiz gibi olmasa da bir yöntem bulmuştuk sanırım :) Nescafe ve şekerimizi normal fincana koyduktan sonra üzerine yarı yarıya olacak şekilde, sıcak muzlu süt ve kaynamış su ilave ederek hazırladık. Alışıldık tadların dışında denemek isterseniz tavsiye ederim. Yanlız şekerini fazla koymamak lazım, zaten süt biraz tatlımtrak olduğu için az şeker yeterli oluyor. Benden de fincanın yanına bir cezerye koydum. Tatlı içelim tatlı muhabbetler edelim.

15 Ağustos 2008 Cuma

Bildiğimiz Patates...

Evet ev halkı uyudu ve ben blogumun başına geçip biraz laf yapalım istedim. Sabahtan ıslattığım zeytinyağlı barbunyamın altını yeni kapattım, etrafı toparladım biraz, biraz da yaptığım çayı ısıttım yudumladım balkonumda. Uykum yok, sabaha iş bırakmamak için biraz derledim etrafı. Bazen öyle oluyor ki acaba ben bu evi en son ne zaman topladım demek geliyor içinden, oysa cevabı o kadar yakın bir tarih oluyor ki... :)) Bugün soframızda patates yemeği vardı, sade bildiğimiz patates yemeği. Ben bir değişiklik yaptım, servis esnasında, teflon tavada erittiğim kaşar peynirini gezdirdim üzerine. Lezzetli olan patates daha da güzel oldu.
Yarın mübarek Beraat Kandili. Hepinizin kandili mübarek olsun. Allah dualarınızı hayırlısı ile kabul etsin inşallah. Herkese iyi hafta sonları diliyorum.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Ev pidesi

Bugün buzluğumdaki kıymayı çözdürdüm. Niyetim sulu köfte yapmaktı ama birden pide yapmak esti geçti. Bende bu düşünceme kayıtsız kalamadım :)

Genellikle bu pideyi, eşim sahura kalktığında güzel bir uyandırma menüsü olarak pişirirdim. Bugün de işten gelince bütün yorgunluğu gitti :) Hamur işine ve et yemeklerine bayılan birine pide yaparsan böyle oluyor. Beğeneceğinizi umuyorum.
Malzemeler:
İç malz.;
250 gr.kıyma
2 domates
Yarım demetten az maydonoz
2 soğan
Tuz, karabiber, nane
1 yemek kaşığı salça
2-3 yemek kaşığı su
2 çorba kaşığı sıvıyağ
Hamuru için;
500 gr. un
1 paket kuru maya
Tuz
Yapılışı:
Hamur ılık su ile yoğrulur. İç malzemesi için, soğan, kabuğu soyulmuş domates, maydonoz robottan geçirilir. Kıymaya dahil edilir. Tuzu, karabiberi, nanesi, salçası, yağı ve suyu da eklenerek yoğrulur. Hamurdan portakal bütüklüğünde parçalar koparılır. Uzunlamasına açılır. 1 kaşıktan biraz fazla iç koyularak yanlardan kapatılır. İki ucundan tutulur ve salıncak gibi 1-2 kez sallanır. Boyları biraz uzadıktan sonra yağlanmış tepsiye dizilir. 190 derecede 20 dakika kadar pişirilir ve çıkarılınca hamurun kenarlarına tereyağ sürülür. Afiyet olsun.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Düğün çorbası

Bizim evde çorba olması için yaz veya kış farketmiyor. Bu çorbayı da hakikatli olduğu için pişirdim. Bizim için değil, evde küçük bir çocuk olunca, bu günlerde de sıcaklardan bizim gibi etkilenip yemek istemeyince, çareyi bunda buldum. Şu anda öğle uykusunda. İnşallah severek yer. Perşembe de bitiyor işte, zaman artık hiçbirimize yetmiyor sanırım. Ramazana da sayılı gün kaldı, takvime 20 gün sonra akşam ne zaman okunuyor diye baktım. 19:45 ile başlayıp 19:00 kadar iniyor. Hayırlısıyla inşallah daha nice Ramazan ayları görürüz.

Malzemeler:
2 parça kuzu gerdan
8 bardak su
4 çorba kaşığı un
Yarım bardak su
Yarım limon suyu
2 yumurta sarısı
2 yemek kaşığı tereyağ
kırmızıbiber, tuz

Yapılışı:
Gerdan etleri yıkanıp, üzerine 8 bardak su ilave edilir. Düdüklü tencerede 30 dakika pişirilir. Etler içinden alınır ve didiklenir. Et suyu başka bir tencereye süzgeçten geçirilerek alınır, kaynatılır. İçi çukur bir kapta, 4 çorba kaşığı un ve yarım bardak su karıştırılır. Kaynayan çorbadan da biraz alınarak ılındırılır. Yavaşça çorbaya ilave edilir. Tuzu ve didiklenmiş etler eklenir.10 dakika beraber pişirilir. Diğer tarafta yumurta sarıları ve yarım limon suyu karıştırılır. Kaynayan çorbaya hızlıca karıştırılarak ilave edilir. 1-2 dakika pişirdikten sonra üzerine terayağında kızdırılmış kırmızıbiber gezdirilir. Afiyet olsun.
( Çorbanız kıvamından koyu olursa sıcak su ile açabilirsiniz.)
www.sedaningunlugu.com

3 Ağustos 2008 Pazar

Somon balıklı makarna

Bu tabak görüldüğü üzere oğlum için. Balığı normalde yiyiyor ama istediğim kadar yemesi için, sosuyla birlikte veriyorum. Hem onu baymıyor, hemde yanında yeşillik ve makarna ile karnını doyuruyor. Tavsiye edebileceğim bir tarif olduğu için ekliyorum.

Yapılışı: Somon balığı dilim olarak, sadece tuzlayıp, yüksek ısıda fırında kızartıyorum. Didikleyip, ayrı bir tavada zeytinyağı, kabukları kesilmiş domates ve 2 dal yeşil soğan ekleyip sosonu hazırlıyorum. Tuzunu ekleyip, haşladığım makarnanın üzerine gezdiriyorum. Yanında birde vişne suyu açarsanız, deymeyin onların keyfine :)

31 Temmuz 2008 Perşembe

Ekmekli Patlıcan.

Eskilerde patlıcan kızartması yapardım. O kadar çok oldu ki yapmayalı, tadını unuttum diyebilirim. Artık banada ağır geliyor galiba. Kızartma yaparken patlıcanları aşağıdaki gibi keserdim. Hem şekil olarak güzel olurdu, hemde çabuk kızarırdı. Bugünde bu şekilde yemeğini yaptım. Bir dilim ekmeğin üzerine akıttım lezzetini. Değişik bir sunum oldu paylaşmak istedim.


Yemekle ilgili yazacaklarım bu kadar. Bugün hayattan da bir şeyler eklemek istedim. İrmikli muhallebiye ve diğer yemeklerime ve yazdıklarıma yorum yazan herkese teşekkür ederim. Bir yerlerde birilerinin benim blogumu tıklaması ve merak etmesi beni çok sevindiriyor. Aslında yazdıklarına yorum almak mutlu ediyor insanı, iyi veya kötü, güzel veya çirkin. Ekranımdan ekranınıza, sanal dünyalarda birileri var. Hemde çok kalabalıklar. Hızla büyüyen blogcular...

29 Temmuz 2008 Salı

İrmikli Muhallebi


Öncelikle herkese hayırlı kandiller diliyorum. Eksikliğini çok yaşadım, yarım kalmış birşeyler hissettim bloguma girmeyince. Bu benim işim olmuş biryerde. Şu an burada olmaktan çok mutluyum :) Arayı bu kadar uzatmamaya karar verdim bakalım ama şartlar ne gösterir onu bilemem. Resmini yayınladığım tarif çok basit, çok da lezzetli oluyor. Kandilden dolayı içinde irmik olmasıda kısmet oldu.

Yapılışı:
1 kilo süte, 6 çorba kaşığı irmik, 9 çorba kaşığı şeker ilave ettim. Kaynayana kadar karıştırdım. Kıvamı biraz sıvı olduğu için, küçük bir kapta 2 tatlı kaşığı nişastayı az bir suyla karıştırdım. Dikkatli bir şekilde azar azar muhallebiye ekleyerek bir yandan karıştırdım. Kıvamını kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Ocaktan aldıktan sonra, içerisine vanilya ilave edip karıştırdım. Dikdörtgen bir borcamı önceden hafif ıslatarak, muhallebinin yarısını döktüm. Arasına Etinin Burçak bisküvisinden döşedim ve kalan muhallebiyi üzerine dökerek soğumaya bıraktım. Servis esnasında minik çay süzgeçiyle tarçın gezdirdim dilerseniz hindistan cevizide ilave edebilirsiniz. Afiyet olsun.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Çiçekler çoğalsın...




Bir değişiklik yok hayatımda, mutfağımda da. Aralar fazla uzun oluyor yazılarımda ama beni ziyaret edenlere çiçek takdim etmek için geldim. Süpriz yumurtadan çıkan fasulyemi saksıya diktim, ne kadar büyüdüğünü göstermek ve de kırılan çaydanlık kapağımın, kırılacağı varmış diyerek değerlendirdim porselenimi. Hiç fena olmadı :) Fazla suyu birikmesin diye, çay döker gibi fazla suyunu dökebilirsiniz. Sevgiler hepinize...

15 Temmuz 2008 Salı

Zeytinyağlı Barbunya

Herkes bilir ama birde benden olsun dedim :)

Yapılışı: Yarım kilo barbunyayı akşamdan ısladım. Sabah bir taşım kaynatarak, tencerede 1 çay bardağı zeytinyağı, 2 büyük soğanı ve 3 diş sarımsağı kavurdum. 4 domatesin kabuklarını soydum ve doğrayarak soğanlara ekledim, 5 dakika kadar beraber piştiler. Süzdüğüm barbunyaları ve 1 tatlı kaşığı şeker ile yeterince tuz ekledim. Suyunu çektikçe sıcak su ekleyerek barbunyaları pişirdim. İlk sıcaklığı çıkınca maydonozu ekleyerek, pişirdiğim tencerede kapağını açmadan soğumasını bekledim ve servise hazırdır. Afiyet olsun.
www.sedaningunlugu.com

13 Temmuz 2008 Pazar

Yumurtadan sürpriz çıktıı...



Evet içinde not olan bitki kendini gösterdi. Daha da büyüyecek, yaprakları çıkacak. Sizde sevdiklerinize böyle şirin birşey hediye edebilirsiniz. Ömrünün uzun olması için saksıya ekmek gerekiyormuş. Yumurtayı önden ve arkadan çektim.

10 Temmuz 2008 Perşembe

İyi ki doğdun yavrum...









Ayberk'im hayatımıza gireli 2 sene oldu. Bugün oğlumun doğum günüydü. Biraz olsun sevindirmek ve onun hayatında unutulmayacak bir anı kalması için, hayvanat bahçesine götürdük. İlk önce fotoğrafçıya uğrayıp, ne zamandır çektirmek istediğim aile fotoğrafımızı çektirdik daha sonra da Darıca yollarına düştük. En çok heyecanlandığım penguen ve bu kadar büyük bir kaplumbağa görmekti. Gittiyseniz bilirsiniz, bir maymun var orada. Elini cama vurup bizden yiyecek istiyor. Baktım, inceledim ve Rabbim ne canlılar yaratıyor dedim kendi kendime. Onlar için çok üzüldüm. Küçücük kafeslerinde, büyük bir hayatları var. Onlarında ömürleri var ve onlarda sınırı olmayan çimlerde koşmak istiyorlar. Gerçek bir ormanda, gerçek hayat şartlarında, hayatı bilerek ve özgürce... Sahiplenecek o kadar çok şey var ki. Bir tanesinin karnını doyuracak para mesela :( Eminim onlar da bizi gördüklerine çok mutlu olmuşlardır. Oğlum içinde unutulmayacak bir doğum günü oldu ve şimdi uyuyor. Hepinize iyi geceler diliyorum :)