8 Aralık 2010 Çarşamba

Kırk Uçurmaya Geldim...


Çok şükür kırk gün geçti. Kırkı ile ilgili söylenen birçok sözde geride kaldı. Adetlere uygun olarak kırk kaşık su döküldü ve kırklandı :) sıra uçurmaya geldi, nasıl geçti derseniz yine gazlı bir bebeğim oldu. Ayberkde de bu gaz 4 aya kadar beni zorlamıştı. Derin uykularından uyandıran şu gaz meselesine kızmıyor deyilim yani. Kuş uykularımız devam ediyor o nedenle sürekli uyanıp, uzun uğraşların sonunda uyuyor. Yazımı kısa tutabilirim ama zaman çabuk geçiyor ve dünyaya gelen büyüyor. Dualarınızı eksik etmeyin. Bu arada oğlumun adı Kerem Tunç. Bütün ablalarının abilerinin ellerinden öper.
Kocaman sevgiler...

2 Kasım 2010 Salı

Ve işte beklenen an...

29 ekim gecesi oğlum çok şükür dünyaya geldi. Koşuşturmacalar başladı. Bende toparlanma durumlarındayım. Sizlerde dualarınızı eksik etmeyin lütfen. Beni merak eden arkadaşlarımı merak da bırakmak istemedim. Bir daha ki yazıma tekrar görüşmek üzere...

Sağlıcakla kalın...

23 Ekim 2010 Cumartesi

Sözün Bittiği Yerdeyim...

Her cumartesi olduğu gibi bu cumartesi günüde doktor kontrolüne gittim, artık kısmetse doğumuma 1 haftam kaldı. Akşam saati adıma gelen kargo ile şaşırdım, ismini gördüm duygulandım. İçinde yazdığı notu okurken sesim titredi.
Bloguma her yazı eklediğimde ilk yorum yazan arkadaşım Derya'cığım beni düşünüp hepsi birbirinden güzel ve anlamlı hediyeler göndermiş bana. Notunu okurken gerçekten gözlerim doldu. Sana buradan çook teşekkür ederim Derya'cım, yüreği güzel arkadaşım.

Benim için hazırladığın peçetelikler gerçekten çok güzeller. Ellerine, yüreğine sağlık. Ne diyebilirim ki, blogumu açarken böyle güzel arkadaşlıklar edineceğimi hiç hayal etmemiştim.
Çok ama çok duygulandım ne yazacağımı da bilemiyorum sadece sözün bittiği yerdeyim...

11 Ekim 2010 Pazartesi

İrmik Helvası...


Birkaç gündür aklıma düşmüştü bu irmik helvası. Başka bir tatlı tüketince "hadi yerini aldı" desemde, aklımın bir köşesinde kalmış olduğunu ve sürekli olarak aklıma geldiğini göz önünde bulundurarak sıvadım kolları :) Şerbeti için ben merakımdan sadece süt kullandım, kimisi yarı süt yarı su, kimisi sadece su kullanıyor. Tercih size kalmış ama ben ciddi anlamda özlemişim. İnsanoğlu işte ne zaman ne isteyeceği belli olmuyor :) Geçen hafta ziyaretiyle beni mutlu eden Limonlu Kek'den Neval'imle güzel bir öğleden sonra geçirdik. Sohbetiyle saatin nasıl geçtiğini anlamadım bile. İrmik helvası yapmak istediğimi onunla da paylaşmıştım, arkadaşımın demesine göre sütle yapılan helvanın rengi biraz daha açık oluyormuş.
Lezzet bakımından daha hafif olduğunu söyleyebilirim.
Malzemeler:
500 gr. irmik
200 gr. margarin
2 çorba kaşığı dolmalık fıstık
Şerbeti için;
4 su bardağı süt
2 su bardağı tozşeker
Yapılışı:
Margarin eritilir, fıstıklar ve irmik ilave edilir. Az harlı ateşte sürekli karıştırarak irmikler kavrulur. ( Biraz zaman alıyor, sabırla karıştırmak lazım) Diğer taraftan süt ve şeker kaynatılır.
İrmikler renk değiştirince, süt şeker karışımı yavaşça ilave edilir. Kapağı kapatılarak kısık ateşte sütü çekmesi beklenir. En son altı kapatılıp 15 dakika kadar demlendirilir. Servis yapılır. Üzerine dilerseniz tarçın serpebilirsiniz. Afiyet olsun.

24 Eylül 2010 Cuma

Kabak Tatlısı...



Bugün 24.09.2010 bir yaş daha gitti benden. Geçen giden yaşımı daha yeni karşılamıştım oysa.
Anlaşılan bulunduğum yaşlar pek sabırsızlar, ya da ben eskiye göre daha sabırlıyım...

Bu cümlenin sonu daha çook uzar gider. Yine yazasım geldi bir kaç satır şiir. Bugün benim doğum günüm. Saate bakıyorum da o da bir kaç saat sonra geçmek üzere. Çok şükür sağlık olsun.
Ben yine normal bir günde olduğu gibi sizlerle yapımı kolay tatlılardan birini paylaşayım.
Sağlıcakla kalın.


Malzemeler:
1 kilo kabak
2 su bardağı şeker
Süslemek için dövülmüş ceviz


Yapılışı:
Kabaklar yayvan bir tencereye sıra sıra dizilerek aralarına şeker gezdirilir. Pişerken dağılmaması için kapağı kapatılarak geceden bekletilir. Orta ateşte sürekli kontrol edilerek (köpüğü alınacak gibiyse alınarak) kabaklar yumuşayana kadar pişirilir. Cevizle süslenir soğuk servis yapılır.

22 Eylül 2010 Çarşamba

İmam Bayıldı...


Oğluma bu yemeği yedirebilmek için hikayesini anlattım. Meraktan ve düşünürken de çok şükür yedirebildim. İşe de yaradı ama zor olan imamın neden bayıldığını bir türlü anlatamamış olmamdı. Neyseki sonunda bizde bu yemeğin adını Ayberk bayıldı koyarak sonlandırdık. Umarım aklında hala bir soru kalmamıştır, akşam babası yerken bir posta da o zaman uzuuuun uzuuun anlatmak zor alacak :(

Malzemeler:
6 adet patlıcan
3 adet orta boy soğan
5 diş sarımsak
2 adet sivri biber
2 adet küp şeker
3 adet domates
Bir çay bardağından az zeytinyağı
Tuz, karabiber
Yarım demet maydanoz
Yapılışı:
Patlıcanlar alacalı soyularak kızartılır. Havlu kağıdın üzerine alınarak fazla yağı süzdürülür.
Diğer taraftan soğanlar piyazlık doğranır, sarımsaklar iri iri doğranır ve zeytinyağında beraberce kavrulur. Halka doğranmış biberler ilave edilir. Kabukları soyulmuş domateslerde ilave edilerek, şekeri, tuzu ve karabiberi eklenir. 5 dakika kadar beraber pişirilir. Fırın kabına alınan patlıcanların orta kısımları açılarak tatlı kaşığı ile düzeltilir. İçleri tuzlanır. Hazırlanan iç malzeme ile doldurulur. Fırın kabına patlıcanlarla birebir olacak kadar kaynar su ilave edilir. Beraberce pişene kadar 170 derecede fırına verilir. Fırından çıkan yemeğin üzerine kıyılmış maydanoz serpilerek soğuk servis yapılır. Afiyet olsun.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Benden Haberler...


Kocaman bir merhaba...

En son yazı yazdığım tarihe bakınca sürekli şaşkınlık yaşıyorum. Zamanın ucundan tutmaya çalışmak bir yana, gün içinde hantallığım ve tembelliğim ağır basıyor :)

Uykularımı doya doya bitirememenin, uzun yürüyüşler yapamamanın, hızlı yorulup, çok yemenin vaktindeyim :) ağustos böceği gibi :)

Hamileliğimde 8 ayı geride bıraktım çok şükür. İnanamasam da böyle. Evde yeni bir kişiye yer açma çabalarım hala sürüyor. Oğlumun duvarlara sürekli birşeyler fırlatmasından doğan yarıkları bir yandan badana yaptırarak halletmeye, diğer yandan ufak da olsa yeni bireyimize minik kıyafetler almakla vakit geçiriyorum. Elime aldığım kıyafetlerin küçüklüğü beni biraz ürkütsede, bu sürenin çok uzun sürmeyeceğini düşünerek kendimi avutuyorum :)

Eylül başında bir dersi veremediğim bütünleme sınavım güzel geçti. Önümüzdeki nisan ayında,
2. sınıfın ara sınavına kadar şimdilik rahatım.

Blogumu takip eden candan arkadaşlarımı bilgilendirmek, kendimden haberler vermek için şöyle bir uğradım. Niyetim gerçekten uzun süreler yazmamak değil, kısmet bakalım, bir daha ki yazıma görüşmek üzere...

26 Ağustos 2010 Perşembe

Pepeçura...

Kendisiyle tanışmamız, karşı komşumun kokulu üzüm tabağını bana sunması ile gerçekleşti. Bugün de tatlı tariflerime bir göz gezdirirken Pepeçura gözüme takıldı. Evde normal siyah üzümlerim ve dolabımda duran kokulu üzümleri bir araya getirip bu tatlıyı yapmaya karar verdim. Koyu pelte kıvamında, buzlukta bekleyince de karlı dondurmayı andıran bir tadı var.
Minik kek kalıplarında dondurdum, bir kişi için çok rahat yetiyor, sunumu küçük ama dondurma ile sunulursa hem çok şık hem de akşam için yeterli bir tatlı diyebilirim.
Soğuk ve dağılmadan sunum olacağı için de anında buzluktan çıkarılıp servise sunulmasını tavsiye ederim.

Malzemeler:
Yarım kilo siyah üzüm ( kokulu üzüm biraz daha mayhoş bir tada sahip. Ben evde olduğu için yarı yarıya kullandım)
Yarım su bardağı şeker
3 su bardağı su
Yarım çay bardağından biraz fazla mısır nişastası


Yapılışı: Üzümler yıkanarak saplarından ayrılır, su ile birlikte tencereye alınır. Beraber kaynatılır. Şekeri ilave edilir. 5 dakika kadar daha kaynatıldıktan sonra tel süzgeçte süzülür. 1 su bardağı ayrılır ve içerisine mısır nişastası karıştırılır. Tencerede olan karışıma yavaş yavaş nişastalı karışım ilave edilir. Beraber koyulaşıncaya kadar karıştırılarak pişirilir. Sıcakken kaselere ( kasede servis yapılacaksa dolapta soğutulması yeterlidir) veya da kalıplara dökülerek, ilk sıcaklığı çıkınca buzlukta 3 saat kadar bekletilir. Afiyet olsun.

24 Ağustos 2010 Salı

Otlu Puf...

Ramazan ayının bir başında birde tam ortasında yazıyorum, beni hareketlendiren de
Kotanyi sofrası yemek yarışmasını bilgilendiren Sevgili Mert Erkal oldu. Kotanyi baharat 'ın değirmen karabiberini daha önceleri mutfağıma alıp denemiştim. Kendinden değirmenli olmasını çok beğendim.

Konu baharat olunca tarif bulmak hem çok kolay hem de çok zor bir durum olabiliyor. Ben bunun tereddütünü yaşadım, ne sunmam gerektiğini çok düşündüm. Güzel bir akşam yemeği de olabilirdi, baharat bir yemeğin tadını veren bir iksir gibi. Doğru baharatı doğru yerde kullanırsan, yaptığın her tarifin güzel olmaması için bir engel yok bence. Daha önceki tarifimde sade yaptığım puflarımı bu sefer baharatlarla zenginleştirdim, biz çok beğendik. Bu tarifimle de görücüye çıktık.
Sizde beğendiyseniz oylarınızı bekliyorum.
En kısa zamanda tekrar yazılarda buluşmak üzere...
Şimdilik hoşçakalın.


( 4 kişilik) 3 su bardağı un, 1 su bardağı yoğurt,1 çay kaşığı karbonat, 1 çay kaşığı limon suyu ,1 çay kaşığı kotanyi pulbiber, 1 çay kaşığı biberiye, 1 çay kaşığı kekik,tuz.
Yapılışı: Un ve yoğurt genişçe bir kaba alınır. Kabın bir köşesine karbonat dökülür ve limon suyu üzerine dökülerek kabartılır. Tuz ve baharatlarda ilave edilerek yoğrulur. 1 cm kalınlığında merdane ile açılır. Büyük baklava dilimleri şeklinde kesilir. Kızgın yağda kızartılır. Afiyet olsun.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Hoşgeldin 11 Ayın Sultanı...


Bütün İslam alemine huzur dolu, bereketli bir Ramazan ayı diliyorum. Bu mübarek günleri görmeyi Rabbim bize her zaman nasip etsin inşallah. Sevdiklerinizle, akrabalarınızla muhabbet dolu iftar sofralarında buluşmanız dileklerimle hayırlı Ramazanlar...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Zeytinyağlı Biber Dolması...

Sıcak havalarda tercih edilen ve nasıl bittiği anlaşılmayan bir lezzettir zeytinyağlı dolma. Geçen hafta pazara çıkınca ve mini mini dolmaları görünce yapmak geldi aklıma. Bunun yanında birkaç sebze daha aldım. Daha almak istediğim ama elimdekilerin bir hafta için yeterli olduğunu düşündüğümden dolayı, bir dahaki sefere bıraktım diğerlerini. Marketlerde ne kadar olsada, pazardan almak tazeliğinden dolayı ayrı bir tatlı oluyor. Haftanı düzenli yemek yaparak geçiriyor ve ne yapıcam derdine girmiyorsun.

Hamileliğimin 6. ayındayım. Dolapta hazır bir yemek olmayınca açlık başıma iyice vuruyor :) Neyseki bu aralar dolma ile idare ettim. Resmini çektiğim şu tabağı da bu yazıyı yazarken bitirmişim. İyi ki çekmişim... :)
Malzemeler:
1 kilo dolmalık biber
2 su bardağı pirinç
1 çay bardağı zeytinyağı
4 orta boy soğan
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık
1 yemek kaşığı kuş üzümü
1 tatlı kaşığı tarçın
2 küp şeker
2 tatlı kaşığı nane
1 çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber
1,5 su bardağı kaynatılmış su
Tuz
Yapılışı: Zeytinyağında fıstıklar 2-3 dakika çevrilir. İnce doğranmış soğanlar ilave edilerek beraber soğanlarla kavrulur. Yıkanmış pirinç ilave edilir, suyu eklenir. Diğer malzemelerde ilave edilerek karıştırılır. Kapağı kapatılır kısık ateşte suyunun çekmesi beklenir. Yarı kıvamda pişen pirinçler 5-10 dakika demlendirilir. Temizlenmiş dolmalar doldurulur. Domates ile kapağı kapatılır. Dolmaların yarısını geçecek kadar su eklenerek pişirilir. Soğutularak servis yapılır. Afiyet olsun.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Düşümde Amasra'yı Gördüm...

...
Sadece 5 günlük bir tatil arasında tesadüfen televizyonda izlediğim bir programda rastladım bu güzel ve şirin Amasra'ya. Eşimde bende çok merak ettik, rotamızı Bartın'a çevirdik. Forumlardan nerede kalacağımızı araştırırken Kuşna Pansiyon'da karar kıldım. İyiki de öyle yapmışım.

Amasra'nın içerisine girer girmez oradaki hareketlilik beni çok şaşırtmıştı, Karadeniz'de böyle güzel ve şirin bir yerin olduğunu hiç bilmiyordum. Resimlerinden gördüğüm ve beğendiğim pansiyonumuza ulaştıktan sonra, çarşının şen ve kalabalığından uzak, denize bakan bahçesinde püfür püfür esen rüzgarla selamlaşmak çok eğlenceliydi. Çarşı ile pansiyon arası yaptığımız yürüyüşlerde, dar sokaklarında oturan kadınlar, her yokuşun başında karşılaştığım banklar, her adımında doya doya izleyebildiğin deniz manzarası bana İstanbul'u hiç özletmedi. Pansiyonculuğun ilk başladığı yer olan Amasra'da, istemediğiniz kadar kalacak yer var ama otelleri sınırlı. Zaten önceki yazımda da yazmıştım, yemek saatlerine bağımlı kalmadan özgürce kendi istediğin zamanda yemek yemek benim için daha eğlenceli. Pansiyonumuz kahvaltı dahildi. Oteli aratmayacak temizlikte ve en güzeli de bahçesinde istediğin zaman çay demleyip içebilme özgürlüğün vardı. Zonguldak'tan, Ankara'dan, Karabük'ten gelen başka ailelerle tanıştık.

Ağlayan ağaç diye bir tepesi var, ağlayan bir ağaç yok ama Amasra'yı tepeden izleyebileceğin çok güzel bir manzarası var. Akşam saatlerinde karanlık basmadan çıkılması, sıcak hava yerini esintili rüzgara bıraktığı anda bir çay alıp yudumlayabileceğiniz bir yer.



Amasra'ya gitmemi sanırım en çok doktorum onaylayacak. İstemediğim kadar çok salata ve balık yedim :) Orada kebap pek bulunmuyor, benim rastladığım bir kebapçı lokantası vardı. Gerisi genellikle balıkçılardan ibaret. Salataları çok meşhur bir de pidesi. Balığı zaten taze ve lezzetli. İlk defa yerli somon balığı yedim, yerli somon olduğundan bile haberim yoktu.

Çekiçiler çarşısından belki 10 kere geçmişizdir. Her geçtiğimizde son gün alışverişimizi yaparız diyerek sona bırakmıştık, son günde baka baka alıştığımızdanmıdır nedir, küçük hatıra olacak objeler alıp alışverişimizi tamamladık.


Amasra küçük bir yer ama insanları da bulunduğu konumda çok güzel. Herkes böyle düşünmeyebilir ama ben çok beğendim. Bir kaç günlüğüne ziyaret edilmesi gereken bir yer. Kaldığım pansiyonda böyle düşünmemin sebebi. Havalar bizim kaldığımız tarihde iyiydi çok şükür, son gün rüzgar ve yağmura rastladık.
Evlilik yıldönümüzü burada geçirdik. 7 seneyi geride bıraktık. Zaman nasıl da çabuk geçiyor, bu seneler ne zaman geçti diye her sene derinlere dalsamda tutamıyoruz zamanı.
Kaldığımız bahçeden bir görünüm. Akşamları yıldızların bu kadar çok ve parladığına orada şahit oldum.


Tatil planımızda 2 günde Safranbolu'da kalmak vardı ama Amasra'yı bırakıp gelemedik. Dönüş yolumuzda Safranbolu'dan geçerek o güzel evlerini görmek kısmet oldu. Biraz yağmurla karışık dolaştık sokaklarını. Sonra düşümden uyanmışım, yüzümde ufak bir tebessüm, biraz hüzün, biraz evime olan özlem ve beni bekleyen bir bavul yıkanacak çamaşırla kaldığım yerden devam ediyorum :) Çok şükür, tüm yollardaki insanlar kazasız belasız evlerine dönerler inşallah. Sağlık olsun da seneye kısmet yine biryerler bize göz kırpar, kim bilir kısmet...

11 Haziran 2010 Cuma

Ufak bir yazı...

Durun sizin için ben söyleyeyim, yine kayıplardayım ... :)

Geçen günlerde de yazımı yazıp, içime sinmeyince silmiştim. Sınavların bitiminden sonra inanılmaz bir rahatlık oldu bende. Hayırlısı ile sonuçların açıklanacağı günü bekliyorum. Son sınavımdan çıktığım gün artık ne okumak, ne de yazmak istemiyordum, burada şunları yazdığıma göre yavaş yavaş atıyorum üzerimden sanırım :)

Tatil tatil diye ayarlanmış olan beynimin bu isteğini yerine getirip, kısmetse en azından yakın bir yerlere gidip hem kafamı dinleyeceğim hem de biraz koşuşturmacadan uzakda enerji depolayabileceğim bir tatil istiyorum. Bu arada hala bir yer araştırması içindeyim tavsiye edebileceğiniz bir yerler olursa çok memnun olurum. Bir otele yerleşip, dünya para vererek, robot gibi yemek saatlerini kontrol edip bir haftamı planlı programlı, çocuğun yemek stresiyle geçirmek benim için çok zor oluyor. Zaten geçen senelerde aynen bu yazdığım şekilde yaptığım bir tatilden, daha çok yorularak dönmüştüm.

Umarım sizde gönlünüzce bu yaz dinlenir ve keyifli zamanlar geçirirsiniz. Üzerimde ki tembelliği atar atmaz yine yazarım.
Hepinize kocaman sevgiler...

16 Mayıs 2010 Pazar

Siz Hiç Uçurtma Uçurdunuz Mu?



Eşimle bir kaç kez aramızda konuşması geçmiştir. Birçok uçurtması olupta bir türlü kısmetten uçuramamış. Hafta sonu İTÜ Günü Etkinlikleri kapsamında düzenlenen Uçurtma Şenliği'ne oğlum için değil, tereddüssüz eşim için gidelim dedim.
Fakat rüzgarın ne yönden estiği belli değil, bir alanda onlarca uçurtma var. Birçok insan ellerinde birer uçurtma "gerçekten bu da ötekiler gibi havalanacak mı?" telaşındalar, tabi bizde :). Uçurmaktan çok uçuramamak eğlenceliydi. Ağaçların tepelerinde ipi takılmış ve terk edilmiş onlarca uçurtma vardı.

Nihayetinde kütüphane önündeki geniş alanda rahatça son bir kez daha deneyelim diyerek bıraktık uçurmamızı. Eşim rüzgarın esintisiyle nihayet uçurmayı başardı. Ben uçan uçurtmamızın ipinden birkaç kez tuttum inanın çok zevkli. Eğer sizde bizim gibi ilk defa uçuracaksanız, sinirlenmeden :) eğlencesine takılın ve sonunda güzel bir anı bırakın kendinize. Uçurtma yapmak ve uçurmakta aslında bir kültür ve çok güzel bir eğlence, gökyüzünüze kendinizden bir şey yollamak, kontrolünü elinizde tutmak, onun hep o yükseklikte kalması için zaman zaman ipi çekip bırakmak çok güzel. En azından her çocuğun yapması gereken bir şey; uçurtma uçurmak !

Herşey eğlenceliydi ama bu esen rüzgarın beni bu kadar çok sarsacağını düşünememiştim. 6 saat baş ağrısı ile kıvrandım. Ağrı kesiciler fayda etmedi. Hayatımda ilk defa böyle başımın ağrıdığını hatırlıyorum. Neyse ki bu sabah daha iyiyim, yanaklarımda ve alnımda rüzgarın esintisiyle sıcaktan yanan kırmızı yerleri saymazsak...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Sebzeli Somon...

Sevdiğim balıkların yanında en başta hamsi gelir. Bekarlığımda annem her hafta alır, biz çocuklarda her hafta balığın eşsiz faydasını bilmeden yerdik. Malesef ben daha evimde bu düzeni tutturamadım. Bu mevsimde artık avlanma yasağı olduğu için balıklar buzhane oluyor. Hamsiler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ilk tazesi gibi olmuyor.

Bu sıcak zamanlarda da benim aklıma hiiiç balık gelmiyordu ta ki doktorum ısrarla "balık yemelisin" diye bir kural koyuncaya kadar. İyi de oldu aslında. Geçenlerde televizyondan gördüğüm somon tarifini uyguladım. Diğer balıklara göre kuru olan eti çok daha lezzetli oldu. Bir daha ki sefere tarifin dışında muhakkak yarım ay doğranmış soğan eklemeyi düşünüyorum.

Malzemeler:
3 somon dilimi
6-7 adet domates
7 diş sarımsak (fazla gelir diye düşünmeyin çok güzel lezzet katıyor)
3 adet yeşil biber
2 adet havuç
Tuz, karabiber, kekik

Yapılışı:
Havuçlar yarım ay ve ince doğranarak az yağda sotelenir. Biberler jülyen doğranarak eklenir. Sarımsaklar ince ince kıyılarak ilave edilir. Domateslerin kabukları soyulur tavaya eklenir. Beraber
5-10 dakika kadar pişirilerek en son tuz, karabiber, kekik ve dilediğiniz baharatlar eklenerek, fırın pişirme kabına dizdiğiniz somonların üzerlerine paylaştırılır. 200 derece ısıtılmış fırında pişirilir. Afiyet olsun.

9 Mayıs 2010 Pazar

Anneler Günü...


4 Mayıs 2010 Salı

...


Biraz heyecanlı...
Biraz endişeli...
Biraz koşuşturmalı.........
Sınav sonuçlarım açıklandı, benim şansıma mı bilemiyorum, bu sene geçen senelere nazaran çok geç açıklanmış. Ben tabi ilk senem, herşeyi yeni öğrenen, üst sınıflardakilerin engin bilgilerinden yararlanan, tabiri caizse çömezlik sınıfında olduğum için merakla açık öğretim forumlarından bilgileniyorum. Sınavda aldığım notlar gerçekten beni mutlu etti. İngilizce, İktisat, G.İşletme en korktuğum dersler olmasına rağmen en güzel notları onlardan almışım. İnşallah final sınavım da güzel geçer ümidiyle derslere zoraki de olsa çalışmaya çalışıyorum.
Heyecanlı ve endişeli hallerimde hanemize yeni katılacak olan yeni bir nefes. Yeni bir can. Bir oğlum vardı şimdi Rabbim izin verirse inşallah bir oğlum daha olacak :) Artık ben kafamda bir huni bır bıırr gezerim :) İnşallah cümlesi sağlıklı, sıhhatli dünyaya gelirler. Hayırlı evlat olsunlar inşallah. Tarih benim için tecelli ediyor. Oğlumun küçülmüşleri kısmeti varsa kardeşine miras kalıyor.
Sizlerde dualarınızı eksik etmeyin.
Yeni yazımda görüşmek üzere...


28 Nisan 2010 Çarşamba

Pileli Börek...

Dün akşam yemeğinde canım börek istedi, yanına da çay olsun başka ne ister ki insan. Bazı zamanlar kaçamak akşam yemekleri, arada akşamları yapılan kahvaltılar, "bugün yemek yapmak istemiyorum" derdine hep güzel bir çözüm oluyorlar. Patatesli böreği çok tercih etmeyen eşim bile bu böreği beğendi. Peynirlisi de eminim çok lezzetli olur.


Malzemeler:
3 yufka
5 adet patates
2 adet soğan
Yarım bardak kadar sıcak su
1 çay kaşığı tereyağ+ 1 çorba kaşığı sıvıyağ
Tuz, karabiber

Sosu için;
1 çay bardağı sıvıyağ ( ben biraz eksilttim)
1 çay bardağı süt
1 şişe soda
1 adet yumurta

Yapılışı:
Patatesler haşlanır. Genişçe bir tavada soğanlar küçük doğranarak tereyağ ve sıvıyağ karışımında çevrilir. Rendelenmiş patatesler ilave edilir. Tuzu ve karabiberi eklenerek, yarım bardak kadar sıcak su eklenir ve ezerek karıştırılır. Yapılışını resimli olarak yukarıda bölümler halinde ekledim. En son katladıktan sonra yufkayı kuyruk kısmından güzelce tutup dağıtmadan, elinizi altından geçirerek tepsiye almanız gerekiyor. En son sosundaki malzemeler karıştırılarak böreklerin üzerine gezdirilir. Susamla süsleyerek altı üstü kızarana kadar 180 derecede pişirilir. Afiyetler olsun.

26 Nisan 2010 Pazartesi

Aslı'nın Kolay Profiterolü...


Aslı'da tarifini ilk gördüğüm anda çok ilgimi çekmişti. Pazar sabahı herkes uyurken hemencecik yapıp dolaba kaldırdım. Gerçekten lezzeti profiterolü çok andırıyor. Ben ve ev halkı tarife onay verince bloguma girmeye hak kazanarak bundan sonra uygulanacaklar listesine girdi. Bu güzel tarif için arkadaşıma teşekkür ederim.
Hafta sonu tatilinden çıkınca her Pazartesi günü gibi bende de hafif hafif sendromlar başlıyor. Evde olmak bu günlere anlam kazandırma işini değiştirmiyor :) benim adıma. Güneşin ısıtması evin aydınlık olması şu pazartesi günlerini güzelleştiriyor en azından. Bizde park mevsimi başladı. Salıncaklar, kayaklar için değil de daha çok karıncalar, toprak, çiçekle ilgilenen oğlum, gelecek hakkında ki mesleğini bana çok düşündürüyor. Bunların farkında olması her yandan güzel, ben çocukluğumda çamurdan telsiz yaptığımı hatırlıyorum mesela :) Dışardan içeriye zor girerdim, bir dizim sürekli yaralıydı. Su ile toprağı çamur haline getirmek, şimdi ki çocukların evlerindeki o yığınla oyuncaktan çok daha keyifliydi. Şimdi ki çocuklarımız da bunların farkında ama alternatiflerinin ne olduğunun farkında değiller...
Gününüzün güzel geçmesini dileyerek, Aslı'nın sitesinde olan tarifi bende kendime hatırlatma olması için bloguma yazıyorum.
Malzemeler:
6 kişilik.
Muhallebisi için:
3,5 su bardağı süt
1 yumurta
l su bardağından 2 parmak eksik un
6 yemek kaşığı tozşeker
l paket vanilya
l paket etimek
l paket toz krem şanti
Çikolata sosu için:
1 paket Dr. Oetker çikolata sos (üzerindeki tarife göre süt 2,5 bardak)
Yapılışı: Süt ile yumurta karıştırılır. Üzerine un ve şeker eklenerek ocakta koyulaşana kadar karıştırılarak pişirilir. Koyulaşan muhallebiyi ocaktan alıp vanilyası ilave edilir. Mikserle 5 dakika kadar çırpılır. Daha sonra toz krem şanti ilave edilerek yine 5 dakika kadar çırpılır. İçerisine etimekler kırılarak ilave edilir. (Muhallebinin biraz daha seyrek olmasını isterseniz bir paketin tamamı yerine yarım paketten biraz fazla ekleyebilirsiniz.) Güzelce karıştırarak bir borcama yada dilediğiniz kaba yayılır.Diğer tarafta çikolata sosunu üzerindeki tarife göre pişirerek muhallebili karışımın üzerine güzelce gezdirilir. Afiyet olsun.

25 Nisan 2010 Pazar

Fotoğraf Albümü...





Baharın gelişiyle çektiğim bir kaç kare fotoğraf. Biraz blogum renklensin, biraz da bakan gözlerimiz.

Hepinize iyi haftalar diliyorum.

20 Nisan 2010 Salı

Mantarlı, Patlıcanlı Güveç...


Bahar geldi, marketlerde güneşin doğal sıcaklığıyla sebzeler güzel güzünü gösterdi. Bana da üretmek kaldı. Dün yine mutfak da bir ilham geldi ki sormayın. Markete yemeklik almaya diye çıktım. Karar veremedim oğluma bile sordum :) Patlıcanı oğlum istedi. Bende yanına mantar kondurdum evimizin yolunu tuttuk.


4 patlıcan közgeç de közlendi. Kabukları soyuldu. Mantarlar doğrandı,(400 gr.) yağda kavrulan 1 adet soğana eklenerek sulanmadan yüksek ateşte kavruldu. 3 biber, 3 domates eklendi sadece 1-2 kez çevirerek ocaktan alındı. Tuzu ve karabiberi de eklenerek...


Güveç kaplara mantarların yarısı paylaştırıldı ( Bu ölçü dolu dolu 4 kişilik oluyor ) Üzerine resimde görüldüğü gibi kaşar rendesi ve közlenmiş iri iri doğranmış patlıcanlar dizildi. (Patlıcanlar tuzsuz olduğu için bu aşamada çok az üzerlerine serpmeniz gerekiyor.) En üste de yine kalan mantarlar ve az biraz yine kaşar rendelenerek 1 milföy hamuruyla kapandı. Üzerlerine 1 çay kaşığı salça ile sıvıyağ karışımı sürülerek 200 derece de ısıtılmış fırına gitti. Üzeri kızarana kadar pişirildi. (Zaten tek milföy olduğu için pişmesi fazla uzun sürmüyor). Ben çok beğendim. Denemek isteyenlere şimdiden afiyetler olsun.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Bir Günlük Sayfası...

Bu mevsimde fotoğraflanacak en güzel çiçeklerden biridir herhade laleler. Konuma renk katması için baş köşede yerlerini aldılar bile.

Hafta sonu eşimin işyerinden Çiğdem kardeşi, bizi, Yasemin arkadaşını, Mustafa abisini ve eşini yemeğe davet etti. Çiğdem'lerin düğününde bulunamadığım için ilk defa tanışma fırsatı yakaladım. Annesi, kendisi ve eşi çok misafirperver çok candan insanlar ve ben bulunduğum ortamda çok keyifli bir akşam geçirdim. Bizlere birbirinden güzel yemekler hazırlamış, yorduk biraz kendisini ama hepside birbirinden lezzetli ve özenerek hazırlanmış yemekleri için blogumdan da bir teşekkür etmek istedim.

Blogumu severek takip ettiklerini öğrendiğim de daha çok mutlu oldum. Blog açarken herkes gibi bende nacizane kendime günlük olması ve yaptıklarımın unutulmaması için girişmiştim bu işlere. Seneler geçtikçe arkadaşlıkların ne kadar samimi olduğunu görmek biryerlerden takip edilmek, karşılıklı birşeyler öğrenmek ve daha bir sürü olumlu sonuçla karşılaştım.

Bu yazım Sevgili Çiğdem'e ve daha bilmediğim birçok arkadaşa teşekkür olsun.

İyi haftalar...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Kremalı Sebzeli Makarna...


Resimlerim biraz acele çekildi ama yine de sizlerle paylaşmak istedim. Değişik soslarda yapılmış makarnalar hep ilgimi çeker. Gündüzleri acıktığımda ve yemeği hala yapmamışsam, aklıma ilk olarak salça soslu makarna pişirmek gelir ve her seferinde bıkmadan yerim. Salça sosunuda makarnanın kendi suyundan bir bardak kadar alarak beraber pişiririm. Pürüzsüz lezzetli bir sos olur :) yani alt üstü salçalı makarna dimi. Yok laf söyletmem :)

Bu seferki hem makarna hem de sebze şenliği bir arada olunca tadı da o kadar lezzetli oldu. Yanına tavuk şinitzel ya da kızartılmış et çok yakışır.



Malzemeler:
3 kişilik
Yarım paket makarna
Yarım kabak
1 kırmızı biber
1 yeşil biber
200 gr. mantar
1 havuç
Yarım paket krema
Tuz, karabiber
Bir çorba kaşığından az tereyağ
Yapılışı:
Kabak, havuç, biberler, mantar resimde gördüğünüz şekilde ya da dilediğiniz gibi ince doğranır. Makarna bir taraftan haşlanmaya bırakılır. Genişçe bir kapta tereyağı eritilir, havuçlar, mantarlar ve kabaklar ilave edilir. Devamlı karıştırarak yüksek ateşte mantar suyunu bırakmadan 2-3 dakika beraber çevrilir. Biberler dahil edilir. Ateş hep yüksek tutulur. Sebzeler kendini bırakınca "yaklaşık makarna ile aynı sürede oluyor, ne çok diri ne de çok pişmiş olacak." zevke göre pişirilir tuz ve karabiber ilave edilir. Krema eklenir. Krema ile 2 dakika kadar pişirilerek makarnanın üzerine gezdirilir. Afiyet olsun.

6 Nisan 2010 Salı

Sonunda Bitti... :))


Şimdilik bitti desem daha doğru olur sanırım. Final sınavım 29-30 Mayıs'da. Kendime 2 hafta izin verdim, belleğim artık doldu :) dinlenip biraz yer açmam gerekecek. Gelen yorumlarınızı keyifle okudum, güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Sınavım orta karar geçti. Sonuçlar hakkında tahmin bile yapamıyorum. Yanlız geçen hafta sonu iki gün üst üste sınava girmek, iki sınav arası düğüne gitmek, sınavdan sonra da pazar günü o meşhur bitmeyen açılmayan trafikte 3 saat mahsur kalmak beni ciddi anlamda yordu. Herşeye rağmen güzel bir pazar geçirdim. Bu güne kadar hiç bu kadar çok lale görmemiştim. Keşke ömürleri daha uzun olsaydı da uzun süreler izleyebilseydik. Şimdilik ben geldim haberi vermek için uğradım, artık buralardayım. Burayı da çook özledim.
Bir daha ki yazıma görüşmek üzere...

4 Mart 2010 Perşembe

Müsadenizle...


Bugün itibariyle sınavıma tam 1 ay kaldı. Burda uzun uzun vakit geçirmek her zaman beni dinlendirdi ama bulabildiğim ufak zamanlarımı derslerime daha sık ayırmam gerekiyor. Sayfalarınızı uzun uzun gezemiyorum, elimden geldiği kadar uğramaya çalışıcam ama izninizle az bir müsade...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Patates Köftesi 2...

Daha önce yaptığım patates köftesinden daha değişik ve çok bereketli. Ben tadını çok seviyorum, soğuduğu zaman da lezzetinden birşey kaybetmiyor. Aklımızda olsun :)

Eğer 2-3 kişi için hazırlayacaksanız aşağıda yazılan ölçünün yarısını kullanmanız yeterli.

4 patates haşlanıp, rendelenir, içerisine 1 su bardağı ıslatılmış ince bulgur ilave edilir.( Bulguru ıslattığın suda kıtır kalmamasına dikkat edilir, gerekirse çok az daha sıcak su ekleyip yumuşaması sağlanır. Patates, bulgur, rendelenmiş soğan, tuz, karabiber, kimyon, pulbiber ekleyerek yoğurulur. Köfte şekli verilir önce çırpılmış yumurtaya sonra da galete ununa batırılıp kızartılır.

19 Şubat 2010 Cuma

Erken Doğum Günü Kutlaması...


Yine sesinizi duyar gibi oluyorum :) "Seda yine kayboldun" oysa ben kendi adıma yoğun bir hafta geçirdim. En baş ve öncelikli olanı, kreşte oğlumun doğum gününü 5 ay önceden kutlamamız oldu :) Temmuz ayında olan doğum gününü, o günlerde tatile girdikleri için erken kutladık, sebebi oğlumun artık sabırsızlanması ve bana pastasının nasıl olacağına dair geniş bilgiler vermesiydi. Başlarda ciddi pasta arayışına girdim, konu şu meşhur Ben10 karakteri idi. Daha sonraları Örümcek adam, Sünger Bob da işin içine girince, babası photoshop da oğlumunda içinde bulunduğu bütün karakterlerin yan yana olduğu bir resim tasarladı. Kolundaki saatte aslında yok :)) O da bilgisayarda yapıldı. "Oğlum bunun nasıl olduğunu anlayamadı ama, Ben10 saati istediği kesin." Pastanın üzerine baskı yaptırdık. Ayberk'im o gün kısmetliydi, babası, anneannesi, babaannesi de bizim yanımızdalardı. Başta doğum günü çocuğu olmanın verdiği gururla patron edasında pastasını beklerken, daha sonraları özüne dönmesi oradaki herkesi çok eğlendirdi. Böylelikle büyükler de torunlarının kreşini görmüş ve onun mutluluğuna dahil olmuşlardı. " Şu an kendimi bir roman yazıyormuş gibi hissettim:)) " Pastanın yanına sigara börekleri ve de patatesli poğaçalar hazırladım, oradaki miniklerin arasında olmak ve eğlenmelerini görmek herhalde en saf mutluluktur. Buradan komşum ve aynı zamanda kreşin sahipleri olan Cemile ve Ahmet Bey'e ve de güler yüzlü öğretmenine teşekkürlerimi iletiyorum. Gülmekten yanaklarımın acıdığı, eve tebessümle döndüğüm ve oğlumun montunu çıkarmaya bile sabrı kalmadan hediyelerini açmak istemesi ve benim Ayberk'ime olan sözümü tutmama yardımcı oldukları için tekrar teşekkürler.

Herkese hayırlı cumalar...


8 Şubat 2010 Pazartesi

Bir Dilim Carte d'OR Dondurmalı Pasta...


Konunun başlığından da anlaşılacağı gibi, hafta sonu Carte d'OR un düzenlediği bir davete katıldık. "Müsaitseniz Dondurmalı Pasta'ya bekliyoruz" sloganıyla yeni çıkarmış oldukları pastayı
birçok blogcu arkadaşla hep beraber denedik. Görüşlerimizi, beğenilerimizi ilettik, hoş ve güzel bir gün geçirdik. Başlangıç olarak fıstıklı ve karamelli çeşitlerini tüketicilerine sunmuşlar daha sonraları vişnelisini de yapabileceklerini söylediler. Dondurmalı Pasta 8 kişilik hazırlanmış. Ben şahsen beğendim, bir arkadaş davetinde ya da gelen misafirlere sunulabilecek güzel bir tat çıkmış ortaya. Öncelikle sunum kabı da çok güzel düşünülmüş, değerlendirilebilecek bir ürün. Hani şu keklerimizin bayatlamaması için sakladığımız kek kaplarına benziyor. Carte d'OR umarım istediği sonuca ulaşır diyerek, bize bu buluşmayı düzenleyen Aylin'ime, Canan Hanım'a ve emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.
Canan Hanım sunumunu çok güzel bizlere anlattıktan sonra, biz blogcuların birbirlerini özlediğini tahmin ederek hem sohbetimize dahil oldu hem de ben çok özlediğim arkadaşlarımla hasret giderdim. Neval, Aslı, Yasemin, Gonca, Birsence, Sevil, Müge ve adını hatırlayamadığım birçok arkadaşla beraber az da olsa hasret giderdik. Yasemin'i birtek telefon konuşmalarımızdan ve bloguma bıraktığı güzel yorumlarından tanıyordum. Dün onu da orada görmek gerçekten çok eğlenceli oldu. Birsence'de yorumlarla çok samimi olduğum arkadaşımdı aynı şekilde onun güler yüzünü görmek de beni çok mutlu etti. Biraz bana karşı sitemkar olsalar da :)) "blogunu çok ihmal ediyorsun" gibi sözlerle biraz beni silkeleselerde :)) çok eğlendim. İşin özü şu ki Carte d'OR sayesinde hem güzel bir pastadan tatmak hem de arkadaşlarımla bir araya gelmek kısmet oldu. İnşallah siz görüşemediklerimle ve görüşebildiğim blogcu arkadaşlarımla tekrar buluşabiliriz.
Teşekkürler Carte d'OR...

5 Şubat 2010 Cuma

Ayva Reçeli...

Kendi başıma ilk defa reçel yapmayı denedim ve bu iş gerçekten çok hoşuma gitti. İçine ne kattığını bildiğin doğal, ev yapımı... Bu güne kadar hiç reçelsiz kalmadım tabi. Kayınvalidem evlendiğimiz günden beri hepsi birbirinden güzel, mevsimine uygun meyvelerden bize reçeller getirdi. Bu sefer merakımdan mevsiminde olan ayvaları reçel yaptım. Denemeyenlere, zordur girişmeyeyim diyenlere tavsiye ederim.

Herkese hayırlı cumalar.

Malzemeler:
2 kilo ayva ( resimde görülen kavanoz kadar oluyor)
2 kilodan 1 su bardağı eksik şeker
6-7 adet karanfil
Yarım limon suyu

Yapılışı:
Akşamdan ayvalar yıkanır, kabukları soyulur. Çekirdekleri bir kenara ayrılır ( renk vermesi için reçele ilave edeceğiz) ve ayvalar rendenin büyük yeriyle rendelenir. Bütün ayvaların rendeleme işlemi bittikten sonra genişçe bir tencereye biraz şekerden, biraz ayva rendelerinden koyarak bu işlem 3-4 kez uygulanır. Ayvanın tamamını ve şekerin tamamını ilave ettikten sonra kapağı kapatılarak 1 gece bekletilir. Sabah reçelin biraz sulandığını göreceksiniz. Ocağa almadan karanfiller ve bir minik tülbente sardığınız ayva çekirdekleri ilave edilir. Orta ateşte 30-40 dakika, ayvaların pişme durumuna göre kaynatılır. Çekirdek filesi çıkartılır. Limon suyu ilave edilir ve 5-10 dakika daha kaynattıktan sonra reçel kavanozunuza alabilirsiniz. Afiyet olsun.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Terbiyeli Yeşil Mercimek Çorbası...

Öncelikle Peynir Hösmelimi Meral arkadaşımın benide layık gördüğü "Sunshıne Blog Ödülü" için kocaman bir teşekkür ediyorum.


Hafta sonu sadece karı izlemek ile geçirdik. Hiç bu kadar yağacağını düşünmemiştim. Oğlumun, kardanadamı sadece çizgi filmlerden gördüğü kadarıyla bildiği için, gerçeğini yapmak onu çok heyecanlandırdı. Minicik birşey yaptık ama en azından karın içerisinde bir güzel oynadı.
Haberlerlere göre çarşamba günü sibirya soğukları geliyormuş. Allah yardımcımız olsun.
Benim de sınav günüm adım adım geliyor. Ev işlerinden fırsat bulabildiğim kadarıyla çalışıyorum. Baktım bu iş ders programsız olmuyor, oturdum kendime çalışma planı hazırladım. Aksatıyorsam da o güne gelene kadar derslerimi yetiştirmeye çalışıyorum. Aramız da kalsın ama İktisat en çok ağırlık verdiğim ders. Hayatım da hiç bu kadar grafik açıklaması yapmamıştım.
Dersler, soğuk derken mutfakta da birşeyler yapmaya çalışıyorum. Soğuklarda da ilk akla çorba geliyor tabi. Bu sıralar severek yaptığım değişik bir çorba.
Malzemeler:
1 su bardağı yeşil mercimek
Yarım su bardağı erişte
1,5 litre sıcak su
Terbiyesi için;
3 çorba kaşığı yoğurt
2 çorba kaşığı un
1 yumurta sarısı
Yarım limon suyu
Yarım bardak soğuk su

Yapılışı:
Yeşil mercimekler az bir sıcak suda 2-3 dakika haşlanır. Suyu süzülür tekrar 1,5 litre kadar su koyularak pişirilir. Pişmesine çok az kala erişteler ilave edilir. Beraberce piştikten sonra terbiyesi hazırlanır. Çorbadan bir kepçe kadar terbiyesine eklenerek ılıştırılır ve çorbaya yavaşça karıştırılarak ilave edilir. Tuzu eklenir. Koyuluğuna göre sıcak suyla açılır. 2-3 dk.kaynadıktan sonra en son üzerine yağda kızdırılmış nane ve pulbiber gezdirilir. Afiyet olsun.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Fırın Sütlaç...


Sütlaçı bu haliyle daha çok sevdim. Bundan sonra buzdolabımda daha sık bulundurmayı düşünüyorum . Sizlere de bir hatırlatma olsun, blogumda dursun bana da ara sıra bir göz kırpsın :)

Tarif 6 kişiliktir.

Malzemeler:
1 litre süt
Yarım su bardağı pirinç
3/4 su bardağı şeker
1 paket vanilya
1 yemek kaşığı nişasta

Yapılışı:
Pirinçler üzerini geçecek kadar sıcak suda yumuşayana kadar haşlanır. Suyu azalırsa az az sıcak su ilave edebilirsiniz. Pirinçler pişence üzerine sütü ve şekeri ilave edilir. Kaynayana kadar ara ara karıştırılır. Vanilyası ilave edilir. Nişasta suyla açılarak, yavaş yavaş sütlaca ilave edilir. Beraberce kısa süre piştikten sonra fırın kaplarına alınır. Isıya dayanıklı cam kase kullanılacaksa Tepsiye alınan kaselerin yarısına gelecek kadar soğuk su koyularak öyle fırınlanır. 180 derece ısıda üstten sık sık kontrol edilerek kızartılır. Soğuk servis yapılır.

19 Ocak 2010 Salı

Brokoli çorbası...

Kar bu sabah buralarda öyle hızlı yağıyor ki, dışarı çıktığım da soğuktan resmen dondum. Arabaların üzerleri, çatı kremitleri yavaş yavaş beyaz paltosunu giyinmeye başladı bile. Elimde toplayabileceğim bir kartopum ve oğluma kardanadamın nasıl yapıldığını öğretebileceğim kadar kar yağarmı acaba. Rabbim bilir. Dışarı da olan insanlara da Rabbim yardım etsin inşallah.

Dün akşam pişirdiğim çorba da bugün için güzel bir tercih oldu. İçimizi ısıtacak sıcak ve lezzetli bir çorba.

Malzemeler:
1 demet brokoli
2 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı tereyağ
2,5 su bardağı süt
1 küçük paket krema
Tuz, karabiber

Yapılışı:

Brokoliler yıkanır, üzerlerini geçecek kadar suda yumuşayana kadar haşlanır. (10-15 dk.) Diğer taraftan derin bir tavada tereyağ eritilir, un ilave edilir kavrulur. Soğuk süt eklenerek kaynayana kadar pişirilir. Brokoliler blendırdan geçirilir, üzerine hazırlanan sütlü karışım ilave edilir, bereber 2-3 dk. pişirilir. En son kreması, tuzu ve karabiberi de ilave edilerek yine 2-3 dk. pişirilip servis yapılır. Afiyet olsun.

17 Ocak 2010 Pazar

Bakın ben ne buldum :))

212 Alışveriş merkezinde Praktiker mağazasında, alalede kasaların yanında ki bir sepetten buldum bu şirin yumurtalığı. Bütün çocuklar eminim bununla yumurta yemekten çok keyif alırlar.
Sadece çocuklar mı bilemiyorum :)

Oğluma bunu gösterir göstermez "Anne bununla yumurtayımı kırıyorsun" demesi ve heyecanla eve gidip yumurta yemek istemesi çok güzeldi. Tasarlayan kişiyi buradan tebrik ediyorum. Kabukları için şapkasını düşünmesi bile çok keyifli. Sizlerle paylaşmak istedim. Belki aranızda çocuğuna yumurta yedirmek için uğraşanlarınız vardır. Paylaşmak istediğim bir diğer konu da, hani şu yumurtanın rafadan pişirilmesi. Ne çok pişecek ne de pişmemiş olacak süresi tam kaynamaya başlar başlamaz 2,5 dakika. Basit ama güzel bir bilgi değil mi ???

11 Ocak 2010 Pazartesi

Tel Kadayıf...



Geçen bayram yapmayı planladığım ama tel kadayıf bulamamaktan vazgeçtiğim tatlıyı nihayet bugün pazardan taze taze aldığım kadayıflarla hazırladım. Aslında tarifi aşamalı olarak çekilmiş fotoğraflarla vermek isterdim ama o kadar tereddütlüydüm ki, ya olmazsa çıtırdamazsa diye odaklanmışım resmen. Daha önce de denemem olmuştu, tepsi işi değil de porsiyonluk hazırlamıştım. Kadayıfları havalandıra havalandıra açmak, kırmak, havadan havadan tepsiye boşaltmak daha keyifli oluyor :) İlk fırından çıktığında aman dedik sanki hafif yağ tadı geliyor, sonra akşam tekrar denedim, ne bir tat kalmış ne de başka bir problem, sadece tatlımız şerbetini çekmek için biraz bizden müsade istemiş :)

Yemek yapmak güzel ama daha da güzeli yaptıklarının severek yenmesi ve senin emeğinin tatlı bir telaş olarak kalması. Yine ve yine, kaset tekrar başa, tekrar başa sarsa da yemeğin yaşamımızın en önemli kavram, ve mutluluk, tebessümün gizli olduğu hazine dolu bir sandık olduğunu ama kesinlikle çok daha değerli olduğunu unutmamamız gerekiyor. Herşeyden önemlisi, herkesin bildiği gibi sağlık. Umarım bütün hastanelerde ki insanlar, evlerinde hasta yatanlar ve daha niceleri sağlıklarına kavuşurlar. Rabbim hiçbirimize dermansız dert vermesin inşallah.
Sağlıcakla diyerek tarifime geçmek istiyorum.
Malzemeler:
Yarım kilo tel kadayıf
Yarım paket margarin ( Ben yarısını tereyağ ile yaptım tercihi size kalmış)
250 gr. iri kıyılmış ceviz
Şerbeti için;
3 su bardağı su
3 su bardağı şeker
Yarım limon suyu
Yapılışı:
İlk önce şerbeti hazırlanır. Şerbeti inmeye yakın limonu ilave edilerek birkaç dakika daha kaynatılır ve soğumaya bırakılır. Tel kadayıflar geniş bir tepsinin içerisinde güzelce havalandırarak kırpılır. Tel tel ayırıp kırpma işi bitince yağlanmış tepsiye yarısı paylaştırılır. Üzerine ceviz ve kadayıfların diğer yarısı ilave edilir. Hafif bastırarak, ocakta erittilen yağ yavaşça her yerine gelecek şekilde gezdirilir. 180 derece ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirilir. Sıcak kadayıfa soğuk şerbeti yine heryerine eşit gelecek şekilde gezdirilir ve en az birkaç saat bekledikten sonra servis yapılır. Ertesi gün tadı daha da lezzetli oluyor. Deneyenlere afiyetler olsun.
Kadayıfı yapmam da emeği geçen ve rahmetli kayınbabamdan edindiği bilgileri paylaşarak bana yardım eden eşimin de hakkını yememem gerek. Teşekkürler canım.

8 Ocak 2010 Cuma

Kadınbudu Köfte...

İlk kez pişirdim bu köfteyi. Eskilerde pek sıcak bakmazdım. Seneler önce çalıştığım yerde verirlerdi, soğuk olurdu, pek de hoş gözükmezdi gözüme. Şimdiye kadar hiç yapmayı denememiştim. Eşim ve gelişme çağındaki oğlum için hazırlamaya karar verdim ve sonuç düşündüğümden çok güzel oldu. Kesinlikle sık sık yapılması gereken ve "misafirim geldi ne yapsam" dediğinizde yapılacak bir köfte. Yanına patates kızartması veya fırında patates sunulabilir. Tabi işin enteresan yanı eşimin beğenmesi ve aynı zamanda bana sitem etmesi ki bu artık alıştığım bir durum oldu :) "Tadı harika olmuş, hiç yapmıyorsun, bu köfte yapılmaz mı?" vs.vs... :)

Malzemeler:

500 gr.kıyma
1 büyük boy soğan
3/4 su bardağı kırık pirinç
Yarım demet maydonoz
1 yumurta
Karabiber, kimyon, kekik, tuz


Kızartmak için;
2 yumurta
Yarım su bardağı un
Yeteri kadar galete unu

Yapılışı:
Pirinçler tuzu eklenmiş suda haşlanır. Yumuşayan pirinçlerin suyu süzülür. Diğer tarafta soğan minik minik doğranır, maydonoz kıyılır, kıyma,1 yumurta, pirinçler ve baharatlarda ilave edilerek yoğrulur. Kuru köfteden büyük parçalar yuvarlanır ve hafif yassılaştırılır. Önce una sonra çırpılmış yumurtaya daha sonra da galete ununa batırılarak kızgın yağda kızartılır. Kağıt havlu serilmiş tabağa alınarak servise hazırlanır. Afiyet olsun.


Tarif Lezzet dergisinin Altın Mutfak ekinden...

6 Ocak 2010 Çarşamba

Ayva Tatlısı...

Bugün aklıma düştü ayva tatlısı. Eşimde çok sever bilirim, hadi dedim üşenme al ayvalarını geç mutfağa. Akşam çayın yanına güzel gitti gerçekten. Zamanı geçmeden belki 1-2 kez daha yaparım, oğlum da tatmışsa benim için o tatlı çok özeldir :)

Sayfamda belirtmek istiyorum, uzun aralardan sonra eklediğim yazılarıma içten yorum yazan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Özellikle yokluğumu farkedenlere, arayı bu kadar uzatma diyenlere... Bu tatlım da sizlere olsun, hasret giderelim tatlı yiyelim...

Tatlımız için;

4 ayva
16 yemek kaşığı toz şeker
2 su bardağı sıcak su
1 kibrit kutusu büyüklüğünde loğusa şekeri ( isteğe bağlı)
Krem şanti ( üzerindeki tarife göre sütle hazırlanır)

Ayvalar ikiye kesilerek kabukları sayulur, çekirdekleri çıkarılır. Yayvan kapaklı bir kaba dizilir. Ayvaların devrilmemesi için ayvanın alt kısmı bıçakla düzleştirilir. Her ayva diliminin içerisine 2 yemek kaşığı şeker ilave edilir. Tencereye suyu eklenir. Ayvanın çekirdekleri de varsa minik bir tülbent parçasına bağlanarak eklenir, yoksa suyun içerisine bırakılır. Loğusa şekeri de dahil edilir. Kısık ateşte ara ara suyunu ayvaların üzerine gezdirerek pişirilir. Yenecek kıvamda pişen ayvalar soğumaya bırakılır. Krem şantisi hazırlanır, sunum esnasında toz fıstık ile süslenir. Afiyet olsun.

5 Ocak 2010 Salı

Kabak Dolması...


Akşam yemeğimizden bir kare çekip hem bloguma ekleyeyim hem de taze bir merhaba diyeyim dedim. Kabağın zamanı bizim evde geçti ama sarmadan kalan iç malzememi değerlendirmek adına bu dolmayı pişirdim. Derin dondurucunun mahareti, saklamanın güzelliğini yaşadım.

Bu sefer de oyduğum kabak içlerini dondurucuma attım. Gün olur onlar da mücver olmaya hazırlanır elbet :)




Boncuk ütü setini merak eden arkadaşlar için ekledim.


Bu günler de zaman ayırabildiğim sürede derslere verdim kendimi. Evden, temizlikten yemekten kalan zamanımı bu şekilde değerlendiriyorum. Birde oğlumun yeni oyununa vakit ayırmak gerekiyor tabi. Tablanın üzerine ütülenebilir boncuklar dizerek şekil veriyorsun daha sonra kendi kağıdını üzerini koyarak ütülüyorsun. Aklınıza artık ne gelirse dizip ütülüyoruz. İlk halası aldı, onu bitirdik gittik yeniden biz aldık :)Oyuncakçıların hemen hemen hepsinde var. Bizim zamanımız da diye başlamak istemiyorum sözlerime ama artık zamane çocuklarının hayal dünyası bizden çok ilerilerde, oyuncakları da öyle.
.
.

Eveet şimdi gelelim kabağımıza...
Herkesin bildiğinden, içerisine bol soğan, bir parça kıyma, pirinç, nane,tuz,salça, maydonoz, ve dilediğiniz baharatlar. Kabaklarda ikiye kesilerek oyacakla soyulur bu malzemelerle doldurularak dizilir tencereye,üzerine sıcak salçalı sos dökülür tuzu eklenir, tıkır tıkır yarım saat kadar pişer. Sarımsaklı yoğurtla da servis yapılır.