21 Şubat 2012 Salı

Kakaolu Islak Kek...

Ev halkının istemesinden dolayı üst üste kakaolu tatlılar yapıyorum. En küçük bireyimiz Kerem efendi de keki parmağıyla gösterip, melül melül bir şeyler mırıldanıp kekten nasipleniyor :) Hatta annelere de benden bir öneri, yaptıkları kekleri, bebeğin ayına uygun süt veya devam sütüyle ezip bir öğün olarak yedirebilirler. Biz bu sabah kahvaltımızı 1 dilim kek ve süt ile yaptık mesela.
Tabii içerisine parçacıklı malzemeler koyulmadığı taktirde...
.
.
.
Yine yeni birgün de bütün güzellikler sizlerle olsun. Dışarısı çok güzel, Ayberk'imi okula bıraktım, artık benimde işlere koyulmamın vakti geldi de geçiyor bile...

Sağlıcakla kalın...


Kek için malzemeler:

4 yumurta
1,5 su bardağı şeker
1 su bardağı sıvıyağ veya zeytinyağ
2 su bardağı süt ( 1 su bardağı piştikten sonra üzerine gezdirilecek)
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 paket kakao 25 gr.lık
1 portakal kabuğu rendesi

Üzeri için;
1 paket krem şanti ( 1 çay bardağı süt ile hazırlanacak)

Yapılışı:
Yumurta şeker çırpılır, diğer malzemelerde eklenerek, yağlanmış kek kalıbına aktarılır. 175 derece ısıtılmış fırında 30 dakika daha sonra 150 dereceye getirilerek 10 dakika daha pişirilir. Fırından çıkan keke 1 su bardağı ılık süt gezdirilir. Krem şanti hazırlanır, dolapta bekletilir. Servis esnasında üzeri süslenir. (Buzdolabı poşetinin içerine krem şantiyi alarak, poşetin ucunu bıçakla incecik delip kekin üzerine sıkabilirsiniz.) Afiyet olsun...

17 Şubat 2012 Cuma

Ev Yapımı Puding ile Bisküvi Pastası...

Öncelikle herkese hayırlı cumalar diliyorum. Öğle saati dışarıda şiddetli bir rüzgar ve yine beklenen kar yağışı var. Allah dışarıdakilere yardım etsin inşallah.

Biliyorsunuz Açıköğretim 2. sınıf öğrencisiyim. İlk önce zihnimi açmak için bisküvi pastamı hazırladım, şimdide derslerime girişmem lazım. Uzun zamandır kitap yüzü açmadım. Nisanda ilk sınavım başlıyor. Allah herkese ve bana da zihin açıklığı versin inşallah.

Bütün herkese güzel bir hafta sonu diliyorum, Mutlu, sağlıklı ve huzurlu günler hepimizin olsun.
Sağlıcakla kalın...
.
.
.
Puding yapımı için ;
1 kilo süt
1 su bardağı un
1 su bardağı şeker
1 kaşık tereyağ
1 yumurta
1 paket kakao 25 gr.'lık
Tereyağ hariç diğer malzemeler orta ateşte karıştırılarak pişirilir. Göz göz olan puding ve tereyağ karıştırılır. Diğer tarafta borcam ıslatılır ve bir sıra bisküvi dizilir. Üzerine pudingin yarısı dökülür, tekrar bisküviler dizilir, diğer yarısı dökülür. En üzerine yarım paket bisküvi robottan geçirilerek her tarafına döşenir. 1 gece dolapta bekletilir. Afiyet olsun.

14 Şubat 2012 Salı

Milföy Hamurunda Pizza...

Evet çok pratik bir pizza tarifi. Dolapta uygun malzemeler bulunduğunda yapılan ve kimsenin hayır diyemiyeceği bir lezzet. Acil açlık durumlarında veya çıtır çıtır bir pizza canınız çektiğinde milföyden yapmanızı tavsiye ederim. Salam ve baton sucuk içinde kendiniz doğramaktan ziyade marketten ince dilimlenmiş olarak alırsanız hem pizzanın her yerine dağıtma şansı yakalar, hem de fazla kullanmaktan tasarruf edersiniz :)
Yapılışına gelince, yukarıda gördüğünüz tepsi boyu için 9 tane milföy 3'er, 3'er alt alta birbirinin hafif üzerine gelecek şekilde dizilir. Hafif unlayarak merdane ile inceltilir, tepsinizin boyuna göre milföy sayısını sizler azaltabilirsiniz. Yağlanmış tepsiye döşeyip üzerine 1 kaşık ketçap, 1 kaşık salça, zeytinyağ ve kekik karışımını sürülür. Yarım su bardağı rendelenmiş kaşar serpilir, dolabınızda ne malzemeniz varsa dilediğiniz gibi dizebilirsiniz. Benim pizzamda salam, sucuk, zeytin, kırmızı biber, konserve mısır kullandım. Baharat olarak da fesleğen, kekik, hafif pulbiber ilave edebilirsiniz. En üzerine yine rende kaşar gezdirilerek 200 derece ısıtılmış fırında altı, üzeri kızarana kadar pişirilir. Afiyet olsun.


12 Şubat 2012 Pazar

Lebeniye Çorbası...

Güneş gülen yüzünü göstersede çarşamba gününe doğru kar yağışı gösteriyor, havalara çok aldanmadan, hastalıktan korunmamız lazım.

Bu kışı dolu dolu yaşıyoruz ama ben güzel güneşi özledim, baharı özledim, ılık esen rüzgarda yürüyüş yapmayı özledim... Herkese hafta sonunda güzel dinlenmeler ve sağlıklı günler diliyorum.

Bugün de blogumda bu soğuk havaların ilacı sıcak bir çorba tarifiyle, kısmetse bir daha ki yazıma kadar görüşmek üzere.

Malzemeler:
250 gr.kıyma
1 soğan rendesi
Tuz, karabiber
2 su bardağı yoğurt
1 yumurta
1 yemek kaşığı un
Yarım su bardağı pirinç
1 litre su
1 su bardağı haşlanmış nohut ( buzluk için 1 kilo nohutu haşlayıp tek kullanımlık olacak şekilde saklarsanız, çorbalar için rahatlıkla kullanabilirsiniz)

Üzerine; 1 çorba kaşığı tereyağ veya zeytinyağında kızdırılmış nane.

Yapılışı:
Tencerede yoğurt, yumurta, un çırpılarak karıştırılır, 1 litre kadar soğuk su eklenerek kaynayana kadar ara ara karıştırılır, bu şekilde yoğurtda kesilmemiş oluyor. Yıkanmış pirinçler kaynayan karışıma ilave edilir, tekrar ara ara karıtırarak pişmeye bırakılır. Diğer tarafta da kıyma, soğan rendesi, tuz ve karabiber yoğrulur, nohuttan büyük yuvarlanarak kızartılır. Pirinçler pişince kızartılmış köfteler ve nohutlar dahil edilir. Beraberce 5 dakika kadar pişirilir.Koyuluğuna göre sıcak su ile açılabilir. Tuzu eklenerek, kızdırılmış yağ gezdirilir. Afiyet olsun.

8 Şubat 2012 Çarşamba

El Açması Pazı Böreği...

İşte benim çok sevdiğim, hemen pişsin diye fırının önünde kedi gibi beklediğim böreğim. Özelliği yerken arasına yoğurt koyarak tüketiyorsun.Bana çocukluğumu, zeytinburnunda yaşadığım ilk yaşlarımı, birlikte keyifle oturduğumuz sofraları anımsatır herzaman. Bekarlığımda anneme börek yaparken çok yardım etmişliğim vardır. Yufkaların aralarını yağlamak, malzemeleri eşit bir şekilde katlara yerleştirmek keyif verirdi bana. İlk el açması böreğimi de ortaokul yaşlarımda yapmıştım, ablamla birlikte. Ablamın açtığımız yufkayı yukarı kaldırıp bana gösterdiğinde, ortadaki kocaman yırtığı görmemek imkansızdı :) sertti, zor açılıyordu ama çook lezzetli bir börek çıkmıştı ortaya. O yaşımıza göre büyük bir iş başarmıştık.

Pazı böreğini de Zetinburnundayken annem Arnavut bir komşusundan öğrenmişti. Onların börekleri meşhurdur. Keşke şu gün komşumuzu bulsam da güzel sohbetler etsem çok isterdim.
Bu kadar anıdan sonra artık tarife geçelim .
Öncelikle 2 bağ pazı yıkanıp doğranır. 1 soğan yağda kavrulur, salça ilave edilir. Pazılarda eklenerek kavrulur. Tuz, pulbiber, karabiber eklenerek altı kapatılır. 4 su bardağı un kaba alınır. Yeteri kadar tuz ve ılık su ile yoğrularak kulak memesi yumuşaklığına getirilir. Yukarıdaki gibi bezelere ayrılarak yuvarlanır. Benim 13 bezem oldu.

Böreğin alt kısmı için 7 bezeyi yukarıdaki gibi tabak büyüklüğünde açarak aralarına güzelce yağ sürülür ve üst üste konur. En son kata un serpilerek birlikte merdane ile açılır. Yufkalar beraber açıldığı için yapımı kolay oluyor. Yağlanmış tepsiye kenarları dışarıda kalacak şekilde yerleştirilir. Kavrulan pazı her yerine gelecek şekilde döşenir. Geriye kalan 6 bezede aynı şekilde tabak büyüklüğünde açılarak araları yağlanır. Tepsi boyunda merdane ile açılır. Pazıların ğüzerine kapatılır. Alttaki yufkanın dışarıda kalan tarafları içe katlanır, güzelce yağlanarak 180 dereceye ayarlanmış fırına verilir. Üzeri kızarana kadar pişirilir. Yerken muhakkak yufkanın arası açılarak 1 kaşık yoğurtla tüketilir. Dileyen peynirde tercih edebilir. Afiyet olsun.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Çıtır Tavuk Baget...

Karlı birgün de eşimin eve nasıl geleceğini düşünerek geçirdim saatlerimi. Birkaç gün daha yağacakmış, Allah dışarıda çalışanlara,işleri trafikte geçenlere ve yolda kalanlara yardım etsin inşallah.

Benim de dolapta pişirilmeyi bekleyen bagetlerim, yine dolapta dünden kalmış makarnaya eşlik etti bu akşam. Yemek faslını bitirdik çok şükür, yarın ola hayır ola...

Yapılışı: Tavuk bagetler tuzlu suda haşlanır, derileri soyularak önce çırpılmış yumurta+karabiber+tuz karışımına, daha sonra da galeta ununa bulanarak kızgın yağda kızartılır. Havlu kağıdın üzerine alınarak fazla yağı aldırılır. Afiyet olsun.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Bizim Usül Ev Yapımı Ayvalık Tostu...

Demek ki aklımın bir köşesinde sürekli bu lezzet beni çağırıyormuş ki, bir anda akşam için tost yapmaya karar vermişim. Kaçamak günler dediğim günler bu günler :)
Büyük oğlum "yemek de ne var anne" diye sorduğunda, tost olduğunu söyleyince mutluluktan sevinç naraları atmıştı. Ayberk'ime de özel olarak yaptığım tostunu yedi bitirdi, nasıl olmuş oğlum beğendin mi dediğimde, büyüdüğünde iyi bir gurme olmaya aday olan oğlum, "kumpiri andırıyor" cevabını verdi :) ( İçimden geçirmiyor değilim keşke her yemeği böyle iştahla yesen oğlum diye.) Tostumu diğerlerinden ayıran en büyük özellik, ekmeğin üzerine güzelce acuka sürüp onun üzerine malzemelerimi eklemiş olmamdır.

Acuka : Biber salçası, domates salçası,ceviz, zeytinyağı, sarımsak ve çeşitli baharatlarla hazırlanan kahvaltılık bir sos. Marketlerde hazır olarak satılıyor.
Trabzon ekmeği ya da benzeri büyük dilimli ekmeklerden çok lezzetli oluyor. Ekmeğin üzerine her yerine gelecek şekilde acuka sürülür, sırasıyla dilimlenmiş kaşar, salam dilimleri, doğranmış sucuklar dizilerek, yağlanır, pişirilir. Kızaran tostların arası açılarak amerikan salatası ve ketçap gezdirilir. Afiyet olsun.

Doğan Cüceloğlu’ndan MUHTESEM BIR YAZI

Bir İnsanın
Anavatanı...

Bir gün seminere
başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim,dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.- Ne oldu, nasıl oldu?- Üç
yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, "Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır."Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:- Hatta daha da ilerisi için
söylediniz; dediniz ki, "Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır." Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?- Hayır, neden?- Çünkü onu görünce
hemen şu soruyu soruyordum. "Oğlum bugün ödevini yaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha dasıkıştırınca, hayır anlamına gelen, "cık" sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılarvardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devametti:- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra
düşünmeye başladım. "Ben ne biçim babayım," diye kendime sordum. Seminer için
geldiğim İstanbul'dan çalışma yerim olan Kayseri'ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım,biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.- Radikal bir karar!- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.Gerginliğim, üzüntüm
gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk,çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanlarıaktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedimki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta
kalsın, ama çocukluğunuyaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla
ile ilgili pek birçaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdideğiştirelim bunu.- Eşiniz ne dedi?- Hocam biliyor musun ne oldu?- Ne oldu?- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be! Kimbu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki
çocukluğunu yaşayacakmış!Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecekilerleyecek! Öyle şey olmaz."- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?- İşte onu dediği günün
sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapınınyanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım vededim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve"Hayır!" anlamına gelen "cıkk" dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıyaineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim,onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları
bakıyorlarmış,onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saataltıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprakiçindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çokmutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla
oynamayabaşladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz günsonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla,kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum.Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına
vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. "Ne büyük tehlike!" diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdimve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki
haftasonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha öncekiveli buluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, amaödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor.
Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın," demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim
ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.- Eşiniz gelmek istemedi!- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır senyalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçesıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasınageçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle
konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum.En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. "Çok mu kötü hocam?" diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. "Artık sınıftaarkadaşlarını hiç rahatsız
etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?"- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptıkşimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. "O kadar mı kötü?" diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha
sonra anlattım.Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş."Gel seni yeniden kucaklayayım!" dedim.
Kucaklaştık."Çocuklar Gülsün diye!" yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!
Doğan CÜCELOĞLU

Ben okurken çok etkilendim eminim sizlerde etkilendiniz...

27 Aralık 2011 Salı

Zebra Kek...

Uzun zamandır yapmadığım zebra keki geçen hafta çocuklarım için hazırladım. Çayın yanına en iyi kurtarıcı gibi gördüğüm keki pişirirken bir yandan da ince ince yağan karı izledim. Fırındaki kek soğuk havalarda daha bir leziz geliyor gözüme. Evi saran kek kokusu da bir sıcaklık katıyor yüreğime...
Üzeri zebra şekline benzedi ama ben kakaolu kısmını biraz daha fazla ayırdığım için alt kısım çoğunluk kakaolu oldu. Tavsiyem yarısından fazlasını sade, diğer kalan kısmını kakaolu yaparsanız şekil daha net ortaya çıkabilir. Süt yerine soda kullandım, hem üst kısmı kıyır kıyır oldu, hem de güzel kabardı.
Malzemeler:
3 yumurta
1 paket kakao 25 gr.lık
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı soda
1,5 su bardağı şeker
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
2,5 bardak kadar un
Yapılışı:
Yumurta şekerle çırpılır, un haricindeki malzemeler eklenerek karıştırılır. Kıvamını ayarlamak için un yavaş yavaş eklenir. Hamur ikiye bölünür, bir bölümüne kakao katıp karıştırılır. Kepçe yada kahve fincanı ile yağlanmış yuvarlak kek kalıbına bir fincan beyazından, bir fincan kakaolusundan tam orta kısmına yavaş yavaş dökülerek, hamur bitene kadar tekrarlanır. Isıtılmış 180 derece fırında ilk 30 dakika pişirilir, fırın ayarı 150 getirilerek 10-15 dakika da öyle pişirilir. Afiyet olsun.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Islak Kurabiye...

Blog camiasında ün salmış Nino'nun kurabiyelerini sonunda bende denedim. Oğlumun sınıfında yerli malı kutlaması için bu lezzetli kurabiyelerden hazırladım. Çocukların da kakaolu lezzetleri daha çok sevdiğini göz önünde bulundurursak, tatlarını beğeneceklerini umuyorum. Browniyi andırıyor ben şahsen denedim ve onayladım :)
Tarifini de blogumda bulunması için yazıyorum. Aslına göre kakao miktarını arttırdım ve şerbetinin miktarını azalttım.
Malzemeler:

1,5 paket kakao ( 25 gr.lık)
1 çay bardağı sıvıyağ
1 yumurta
1/2 paket margarin
1 kabartma tozu
1 vaniya
1 çay bardağı şeker
3- 3,5 su bardağı un
Şerbeti için;
2 çay bardagi Seker
2 çay bardagi Su
Yapılışı: Şerbeti yoğunlaşıncaya kadar kaynatılır. "Tarifte yazdığı gibi soğutup, buzdolabında da beklettim." Un haricinde diğer malzemeler karıştırılır, unu yavaş yavaş ekleyerek kıvamı ayarlanır. 200 derece fırında üzerleri çatlayana kadar pişirilir." Gerçekten gözünüzün üzerinde olması lazım çok çabuk pişiyorlar." Şerbet soğuk, kurabiyeler sıcakken buluşturulur. Kurabiyeleri şerbetin içerisine sokup çıkartın, bekletmeden servis tabağınıza alın. Tadının oturması için bir gün önceden yapmanızda fayda var. Afiyet olsun.
Üzerine dilerseniz fıstık, fındık veya çikolata sosu dökebilirsiniz.