Demek ki aklımın bir köşesinde sürekli bu lezzet beni çağırıyormuş ki, bir anda akşam için tost yapmaya karar vermişim. Kaçamak günler dediğim günler bu günler :)
Büyük oğlum "yemek de ne var anne" diye sorduğunda, tost olduğunu söyleyince mutluluktan sevinç naraları atmıştı. Ayberk'ime de özel olarak yaptığım tostunu yedi bitirdi, nasıl olmuş oğlum beğendin mi dediğimde, büyüdüğünde iyi bir gurme olmaya aday olan oğlum, "kumpiri andırıyor" cevabını verdi :) ( İçimden geçirmiyor değilim keşke her yemeği böyle iştahla yesen oğlum diye.) Tostumu diğerlerinden ayıran en büyük özellik, ekmeğin üzerine güzelce acuka sürüp onun üzerine malzemelerimi eklemiş olmamdır.
18 Ocak 2012 Çarşamba
Bizim Usül Ev Yapımı Ayvalık Tostu...
Gönderen
Seda'nın Günlüğü
12
yorum
Etiketler: Aperatifler, Atıştırmalık
Doğan Cüceloğlu’ndan MUHTESEM BIR YAZI
Bir İnsanın
Anavatanı...
Bir gün seminere
başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim,dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.- Ne oldu, nasıl oldu?- Üç
yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, "Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır."Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:- Hatta daha da ilerisi için
söylediniz; dediniz ki, "Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır." Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?- Hayır, neden?- Çünkü onu görünce
hemen şu soruyu soruyordum. "Oğlum bugün ödevini yaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha dasıkıştırınca, hayır anlamına gelen, "cık" sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılarvardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devametti:- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra
düşünmeye başladım. "Ben ne biçim babayım," diye kendime sordum. Seminer için
geldiğim İstanbul'dan çalışma yerim olan Kayseri'ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım,biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.- Radikal bir karar!- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.Gerginliğim, üzüntüm
gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk,çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanlarıaktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedimki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta
kalsın, ama çocukluğunuyaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla
ile ilgili pek birçaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdideğiştirelim bunu.- Eşiniz ne dedi?- Hocam biliyor musun ne oldu?- Ne oldu?- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be! Kimbu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki
çocukluğunu yaşayacakmış!Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecekilerleyecek! Öyle şey olmaz."- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?- İşte onu dediği günün
sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapınınyanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım vededim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve"Hayır!" anlamına gelen "cıkk" dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıyaineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim,onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları
bakıyorlarmış,onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saataltıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprakiçindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çokmutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla
oynamayabaşladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz günsonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla,kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum.Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına
vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. "Ne büyük tehlike!" diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdimve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki
haftasonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha öncekiveli buluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, amaödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor.
Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın," demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim
ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.- Eşiniz gelmek istemedi!- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır senyalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçesıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasınageçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle
konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum.En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. "Çok mu kötü hocam?" diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. "Artık sınıftaarkadaşlarını hiç rahatsız
etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?"- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptıkşimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. "O kadar mı kötü?" diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha
sonra anlattım.Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş."Gel seni yeniden kucaklayayım!" dedim.
Kucaklaştık."Çocuklar Gülsün diye!" yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!
Doğan CÜCELOĞLU
Ben okurken çok etkilendim eminim sizlerde etkilendiniz...
Gönderen
Seda'nın Günlüğü
2
yorum
Etiketler: Günlüğümden
27 Aralık 2011 Salı
Zebra Kek...
21 Aralık 2011 Çarşamba
Islak Kurabiye...
1,5 paket kakao ( 25 gr.lık)
20 Aralık 2011 Salı
B&N Burger Noodle Kıtchen Brunch Keyfi...
Gönderen
Seda'nın Günlüğü
6
yorum
Etiketler: Gidilecek mekanlar
18 Aralık 2011 Pazar
Fırında Tavuk Pirzola ve Kremalı Patates...
Yine bir pazar akşamı, hafta sonu hızla geçip gitti. Benim için bu 2 gün hareketli ve bir o kadar da keyifli idi. Aylardan sonra fırsat bulup blog buluşmasına dahil oldum. Çok şirin bir mekanda bruncha davet edildik. Bugün neler yaptığımı bir daha ki yazımda resimlerle anlatacağım. Eve geldiğimizde acıkmış olan miğdelerimizi doyurmak için bu menüyü tasarladım. Hepimizin bildiği ve çoğumuzun sevdiği patates ve tavuğun birleşimi...
Fırında 200 derecede yukarıda ki resmin üzerine ilaveten 1 kutu krema döktüm, 30 dakika kadar pişirerek (patatesler yumuşayana kadar) üzerine kaşar rendesi gezdirdim. Üzeri kızarana kadar tekrar fırınladım.
Diğer tarafta benim işime çok yarayan, fırınımın temiz kalmasına yardımcı, elektrikli ızgarayı kesinlikle tavsiye ediyorum. Özellikle üzerinde kapak olması gerekiyor. İçeride buharı kaldığı için hem daha çabuk pişiyor hem de çok su kaybetmediğinden lezzeti daha da güzelleşiyor.
Yine bu tavukların harcı için; Zeytinyağı, Tuz, Karabiber, Pulbiber, Kimyon, 1 kaşık salça, Kekik kullandım. Tavuk etleri ile karıştırarak yukarıda ki makinemde 150 ayarına getirip 35-40 dakika kadar pişirdim. Fırında yapılacaksa 170 derecede yine aynı dakikalarda pişirilerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun.
Elektrikli ızgaramın markasını soran arkadaşlarım oldu. Ben Kenwood kullanıyorum. Özellikle köftelerimi bununla pişiriyorum. Mangal tadında oluyor. Kapaklı olması en önemli özelliği.
Gönderen
Seda'nın Günlüğü
10
yorum
Etiketler: Ana yemekler
12 Aralık 2011 Pazartesi
Mercimekli Patates Salatası...
Çay saati için değişik ve lezzetli bir alternatif.
Yapımı Aysun'dan.
Malzemeler:
5 tane orta boy patates
1 su bardağı mercimek
Taze soğan
Yarım limon
Pulbiber, tuz
Üzerini süslemek için çeri domates, dereotu ve mayonez
Patatesleri soyup küp küp doğrayarak mercimek ile birlikte az suda lapa oluncaya kadar pişirin, soğuduktan sonra limon, pulbiber,yeşil soğan, tuz ekleyerek, servis tabağında düzleştirin. Domates, dereotu ve mayonezle süsleyin. Afiyet olsun...
11 Aralık 2011 Pazar
Zeytinyağlı Kara Lahana Sarması Ve Kırmızı Biber Salatası...
Aysun arkadaşım Trabzon'lu olduğu için kara lahana evlerinde çok sık tüketiliyor. Bende bir Sinop'lu olarak kara lahanaya aşinalığım mevcut, kendilerini çok da severim. Üzüm yaprağı ile yapılan zeytinyağlı dolmayı birde aynı şekilde kara lahanadan denemenizi tavsiye ediyorum.
Malzemeler:
2 bağ kara lahana
3 adet soğan
1,5 su bardağı pirinç
1, 5 tatlı kaşığı nane
1, 5 tatlı kaşığı pulbiber
1,5 tatlı kaşığı tuz
Kuş üzümü ve fıstık ( isteğe bağlı)
1 çay kaşığı karabiber
Soğanları yemeklik doğrayın, sıvı yağda pembeleşene kadar kavurun. Pirinci ve diğer malzemeleri ekleyerek karıştırın. 1 su bardağı sıcak su ekleyerek, suyunu çekene kadar pişirin ve ılınmaya bırakın. Lahanaların sap kısımlarını kopararak geniş bir tencerede sıcak suda 2-3 dakika haşlayın. Lahanaları kevgir yardımıyla çıkarıp soğuk suya atın, süzgeç yardımıyla suyunu süzdürerek lahanaları sarın. Sarılmış lahanalara sıcak su ekleyip üzerine zeytinyağı gezdirerek pişmeye bırakın. Afiyet olsun.
5-6 tane közlenmiş kırmızı biberi, 6-7 yemek kaşığı süzme yoğurt, tuz, 1-2 çorba kaşığı mayonez
ile karıştırıp çay saatlerinde servise sunabilirsiniz.
10 Aralık 2011 Cumartesi
Mantarlı Kiş...
Aysun'dan ilk tarif, şiddetle tavsiye ediyorum :)
Malzemeler:
15 çorba kaşığı un
3 çorba kaşığı yoğurt
1 kabartma tozu
200 gr.margarin
Üzeri için;
3 soğan
2 paket mantar
2 kutu krema
2 yumurta
1 tatlı kaşığı tuz ve karabiber
1,5 su bardağı kaşar peyniri
Bütün malzemeler yoğrulur, hamur haline getirilir. Borcama el yardımı ile yayılır. 180 derece ısıtılmış fırında pembeleşinceye kadar pişirilir. Soğumaya bırakılır. Diğer taraftan soğanlar yağda sotelenir, dilimlenmiş mantarlar ilave edilerek suyunu salıp çekene kadar pişirilir. Ilındıktan sonra 2 kutu krema mantara karıştırılır. Soğuyan hamurun üzerine mantarlar dökülür ve onun üzerine 2 tane yumurta tuz ve karabiber ile çırpılarak mantarın üzerine gezdirilir. En son rende kaşar serpilerek üzeri kızarana kadar yine 180 derece fırına verilir. Afiyet olsun.
9 Aralık 2011 Cuma
Aysun'da Çay Saati...
Sohbet de tatlı olunca, önümüzde ki yiyecekler daha bir lezzetlendi... Buluşmalarımızda ayrılmaz üçlü grubu oluşturduk :) Voltran gibi... Aysun, Cemile'yi çağırırken otomatik bende gidiyorum, ya da ben Aysun'u çağırınca olmazsa olmaz Cemile'miz de geliyor. Bu üçlü kurulmazsa zaten görüşme yapılamıyor eksiklik oluyor, yani mutlu olmak imkansız gibi bir durum anlıyacağınız :) Arayı açmadan görüşmeye çalışıyoruz. İşten güçten, çocuktan ayırdığımız altın saatler bunlar :)
Aysun'cum herşey çok güzeldi, ellerine yüreğine sağlık, bundan sonra sıra bende, en kısa zamanda inşallah tekrar bir araya gelmek temennisiyle diyor ve sofradakileri paylaşıyorum...
Gönderen
Seda'nın Günlüğü
5
yorum
Etiketler: Arkadaş buluşması, Günlüğümden

