28 Temmuz 2010 Çarşamba

Zeytinyağlı Biber Dolması...

Sıcak havalarda tercih edilen ve nasıl bittiği anlaşılmayan bir lezzettir zeytinyağlı dolma. Geçen hafta pazara çıkınca ve mini mini dolmaları görünce yapmak geldi aklıma. Bunun yanında birkaç sebze daha aldım. Daha almak istediğim ama elimdekilerin bir hafta için yeterli olduğunu düşündüğümden dolayı, bir dahaki sefere bıraktım diğerlerini. Marketlerde ne kadar olsada, pazardan almak tazeliğinden dolayı ayrı bir tatlı oluyor. Haftanı düzenli yemek yaparak geçiriyor ve ne yapıcam derdine girmiyorsun.

Hamileliğimin 6. ayındayım. Dolapta hazır bir yemek olmayınca açlık başıma iyice vuruyor :) Neyseki bu aralar dolma ile idare ettim. Resmini çektiğim şu tabağı da bu yazıyı yazarken bitirmişim. İyi ki çekmişim... :)
Malzemeler:
1 kilo dolmalık biber
2 su bardağı pirinç
1 çay bardağı zeytinyağı
4 orta boy soğan
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık
1 yemek kaşığı kuş üzümü
1 tatlı kaşığı tarçın
2 küp şeker
2 tatlı kaşığı nane
1 çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber
1,5 su bardağı kaynatılmış su
Tuz
Yapılışı: Zeytinyağında fıstıklar 2-3 dakika çevrilir. İnce doğranmış soğanlar ilave edilerek beraber soğanlarla kavrulur. Yıkanmış pirinç ilave edilir, suyu eklenir. Diğer malzemelerde ilave edilerek karıştırılır. Kapağı kapatılır kısık ateşte suyunun çekmesi beklenir. Yarı kıvamda pişen pirinçler 5-10 dakika demlendirilir. Temizlenmiş dolmalar doldurulur. Domates ile kapağı kapatılır. Dolmaların yarısını geçecek kadar su eklenerek pişirilir. Soğutularak servis yapılır. Afiyet olsun.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Düşümde Amasra'yı Gördüm...

...
Sadece 5 günlük bir tatil arasında tesadüfen televizyonda izlediğim bir programda rastladım bu güzel ve şirin Amasra'ya. Eşimde bende çok merak ettik, rotamızı Bartın'a çevirdik. Forumlardan nerede kalacağımızı araştırırken Kuşna Pansiyon'da karar kıldım. İyiki de öyle yapmışım.

Amasra'nın içerisine girer girmez oradaki hareketlilik beni çok şaşırtmıştı, Karadeniz'de böyle güzel ve şirin bir yerin olduğunu hiç bilmiyordum. Resimlerinden gördüğüm ve beğendiğim pansiyonumuza ulaştıktan sonra, çarşının şen ve kalabalığından uzak, denize bakan bahçesinde püfür püfür esen rüzgarla selamlaşmak çok eğlenceliydi. Çarşı ile pansiyon arası yaptığımız yürüyüşlerde, dar sokaklarında oturan kadınlar, her yokuşun başında karşılaştığım banklar, her adımında doya doya izleyebildiğin deniz manzarası bana İstanbul'u hiç özletmedi. Pansiyonculuğun ilk başladığı yer olan Amasra'da, istemediğiniz kadar kalacak yer var ama otelleri sınırlı. Zaten önceki yazımda da yazmıştım, yemek saatlerine bağımlı kalmadan özgürce kendi istediğin zamanda yemek yemek benim için daha eğlenceli. Pansiyonumuz kahvaltı dahildi. Oteli aratmayacak temizlikte ve en güzeli de bahçesinde istediğin zaman çay demleyip içebilme özgürlüğün vardı. Zonguldak'tan, Ankara'dan, Karabük'ten gelen başka ailelerle tanıştık.

Ağlayan ağaç diye bir tepesi var, ağlayan bir ağaç yok ama Amasra'yı tepeden izleyebileceğin çok güzel bir manzarası var. Akşam saatlerinde karanlık basmadan çıkılması, sıcak hava yerini esintili rüzgara bıraktığı anda bir çay alıp yudumlayabileceğiniz bir yer.



Amasra'ya gitmemi sanırım en çok doktorum onaylayacak. İstemediğim kadar çok salata ve balık yedim :) Orada kebap pek bulunmuyor, benim rastladığım bir kebapçı lokantası vardı. Gerisi genellikle balıkçılardan ibaret. Salataları çok meşhur bir de pidesi. Balığı zaten taze ve lezzetli. İlk defa yerli somon balığı yedim, yerli somon olduğundan bile haberim yoktu.

Çekiçiler çarşısından belki 10 kere geçmişizdir. Her geçtiğimizde son gün alışverişimizi yaparız diyerek sona bırakmıştık, son günde baka baka alıştığımızdanmıdır nedir, küçük hatıra olacak objeler alıp alışverişimizi tamamladık.


Amasra küçük bir yer ama insanları da bulunduğu konumda çok güzel. Herkes böyle düşünmeyebilir ama ben çok beğendim. Bir kaç günlüğüne ziyaret edilmesi gereken bir yer. Kaldığım pansiyonda böyle düşünmemin sebebi. Havalar bizim kaldığımız tarihde iyiydi çok şükür, son gün rüzgar ve yağmura rastladık.
Evlilik yıldönümüzü burada geçirdik. 7 seneyi geride bıraktık. Zaman nasıl da çabuk geçiyor, bu seneler ne zaman geçti diye her sene derinlere dalsamda tutamıyoruz zamanı.
Kaldığımız bahçeden bir görünüm. Akşamları yıldızların bu kadar çok ve parladığına orada şahit oldum.


Tatil planımızda 2 günde Safranbolu'da kalmak vardı ama Amasra'yı bırakıp gelemedik. Dönüş yolumuzda Safranbolu'dan geçerek o güzel evlerini görmek kısmet oldu. Biraz yağmurla karışık dolaştık sokaklarını. Sonra düşümden uyanmışım, yüzümde ufak bir tebessüm, biraz hüzün, biraz evime olan özlem ve beni bekleyen bir bavul yıkanacak çamaşırla kaldığım yerden devam ediyorum :) Çok şükür, tüm yollardaki insanlar kazasız belasız evlerine dönerler inşallah. Sağlık olsun da seneye kısmet yine biryerler bize göz kırpar, kim bilir kısmet...