31 Ekim 2008 Cuma

Bir dostluk sofrası...

Yine blogger da problemler devam ederken, yine ben bir şekilde resim yüklemeyi başarabildim.
Özel ve çok güzel bir perşembe akşamı yaşadık, Eşimin üniversiteden arkadaşı ile eşi, minik yavruları ile ziyarete geldiler. Zaman ne çabuk geçiyor ve insanlar hayatlarını nerelerde idame ettiriyor... Birbirlerine kavuşmanın sevinci, kahkahalar, şakalaşmalar, eşimin Furkan ile boğuşurken altında ezilme tehlikesi :) Giderlerken de yaşanan duygusal anlar... Eşi ile ilk kez tanışma fırsatı bulmama rağmen, çok içten ve pozitif olan bir insanla muhabbet etme fırsatı doğmuştu banada. 1,5 yaşında olan Burhan Emre adında yakışıklı bir oğulları var, tabiki konumuzda hep onlardı :) Yine bir anne olarak fikirlerimizi ve tecrübelerimizi paylaştık. Furkan ve Esra ailesine güzel muhabbetlerinden ve bizleri de hatırlayıp ziyaret ettiklerinden dolayı çok teşekkür ederim. Umarım bir daha ki görüşmemiz çok yakın olur.


Menümde ana yemek olan salçalı bifteğin tarifini vererek yazımı sonlandıracağım.

Yapılışı: Kişi sayısına göre alınan salçalı bifteklik etler yıkanır ve 2 yemek kaşığı tereyağ eritilmiş, geniş bir tencereye veya tavaya dizilir. Arada bir ters düz ederek, kendi suyunu salması beklenir. Suyunu çeken etleri çok az kızarttıktan sonra üzerine sıcak suda eritilmiş 2 yemek kaşığı salça ve 2 diş sarımsak ilave edilir. Üzerine çıkana kadar kaynamış su eklenir, tuzu atılır. Suyu azaldıkça kaynar su eklenerek lokum gibi olana kadar pişirilir. Yaklaşık (1 ,1,5 saat kadar) En son üzerine kekik gezdirilerek servis yapılır. Afiyet olsun...


28 Ekim 2008 Salı

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun...


Herkese merhaba... :)))


Nihayet bloglarımıza kavuştuk, Bu kadar çabuk açılacağını düşünmemiştim. Yeni yazılarla tekrar görüşmek üzere...
Sevgiyle kalın...
Resim internetten alınmıştır.

27 Ekim 2008 Pazartesi

Blogumu geri istiyorum...

Anlamsız bir şekilde bloglarımız kapandı, Bu şekilde olmaması gerekiyordu. Uyarı olmadan, sebep olmadan nasıl böyle kapatılabilir ki... Üstelik bu şekilde girince virüslü sayfalar açılıyor. Bilgisayarımıza ciddi zararlar gelebilir. Kampanyalar umarım yerine ulaşır ve biz yine güzel ve öğretici muhabbetlerle bir arada oluruz...
Bütün arkadaşlarımı çok özledim :(

23 Ekim 2008 Perşembe

Kremalı mantar soslu makarna...


Bu sıralar makarnayı çok konuşur olduk. Evde yapılabilecek değişik soslarla, hafif ve de lezzetli bir akşam menüsü oluşturma çabasındayken, bugün nihayet bir tanesini yaptım. Kremalı soslar her zaman tercihim olmuştur, tamam biraz kilo problemi oluşturabilir ama her zaman yenmeyecek dersek belki deneyebilirsiniz :)

Tarif için internette araştırmaya girmiştim, Bulduğum bir tarifin üzerinde ufak değişiklikler yaptım. Kendi yaptığım şekilde tarifini yazıyorum.

Malzemeler:
Barilla'nın spagetti makarnası ( İki kişi için yarısı yeterli)
7-8 yaprak ince doğranmış salam
4-5 adet orta boy mantar
1 paket krema
1 çay kaşığı sarımsaklı çeşni
3 adet yeşil soğan (ince kıyılmış)
3 diş sarımsak
1 yemek kaşığı tereyağ

Yapılışı:
Spagetti yi tuzlu ve yağlı suda haşlanır.
Tavada tereyağını eritip, ince kesilmiş mantarlar sotelenir, suyunu çektikten sonra ince doğranmış salamlar ve kıyılmış sarımsaklar eklenir. Beraber sotelendikten sonra krema üzerine dökülür, sarımsaklı çeşni ve ince doğranmış yeşil soğan ilave edilir. Orta ateşte 2 dakika kadar beraber pişirilir. Makarnayla buluşturulur. Afiyet olsun.

21 Ekim 2008 Salı

Mutluluk Tablosu...



Evini bir parti sonrası saatlerce toplamak için uğraşıyorsan,
Bir çok arkadaşın var demektir

Faturalarını ödeyebiliyorsan,
Bir işin var demektir.

Pantolonun biraz sıkıyorsa ,
Aç kalmıyorsun demektir.

Gölgen seni izliyorsa,
Güneş ışığını görüyorsun demektir.

Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan,
Yürüyebiliyorsun demektir.

Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan,
Konuşma özgürlüğün var demektir.

Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan,
Duyuyorsun demektir.

Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa,
bir evde yasiyorsun demektir.

Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa,
Isınıyorsun demektir.

Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa,
Yığınla giyeceğin var demektir.

Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa,
Yaşıyorsun demektir.

Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa,
O gün üretici olmuşsun demektir.
Bir blogun varsa ve yorum alıyorsan,
seviliyor ve takip ediliyorsun demektir :)

VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN!
MUTLUSUN DEMEKTİR

MUTLULUK...
Sorunsuz bir yaşam değil,
Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir...
Arkadaşım Yeşim mail olarak göndermiş bu güzel yazıyı. Bende sizlerle paylaşmak istedim. Gerçekten çok güzel dimi...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Uluslararası Arkadaşlık Ödülü...

Akşam bilgisayarımın karşısına geçip maillerimi aldım ve Sevgili Fatoş'dan gelen maille çok mutlu oldum. Blogunda bana ait bir ödül olduğunu yazmışdı mailime. Bu sabah da aynı ödül mutluluğunu sevgili Mutfakcini vermiş. Çok teşekkür ediyorum.Ödülün amacı arkadaş listenizdeki bloggerları dünya çapında tanıtabilmekmiş..ve sizi seçen arkadaşınızın listesindeki isimlerden 1 fazla olmalıymış.

Bende yorumlarını benden eksik etmeyen, blogumda "takip ettiğim arkadaşlarım" kısmındaki tüm blogculara ve blogu olmayan ve güzel yorumlarıyla hep yanımda olan tüm sevdiklerime vermek istiyorum.
Sevgiyle kalın...

16 Ekim 2008 Perşembe

Yoğurtlu Puflar..

Dün akşam üzeri ne yesek diye düşünürken aklıma geldi. Çok ama çok pratik, reçelle, peynir domatesle harika oluyor. Tabi ben reçelci kısmındanım :) Bu pufların kısmetlisi çok oldu, sevenide. Hani o eski tadlardan, içi boş dışı çıtır hamurcuklardan...


Yapılışı: 1su bardağı yoğurda 3- 3,5 su bardağı kadar un ve tuz konur. 1 çay kaşığı karbonat bir köşesine dökülür, karbonatın üzerine de 1 çorba kaşığı limon dökülerek, köpürtülür. Güzelce yoğrulur. 1cm kalınlığında açılır ve baklama dilimi gibi kesilir. Kızgın yağda kızartılır. Çok hızlı kızarıyor. " Ben en küçük tenceremin içine 5 cm kadar yağ koydum, içerisinde kızarttım." Afiyet olsun.

14 Ekim 2008 Salı

Devrim Arabaları...




Devrim Arabaları” Türk mühendisinin ve işçisinin, 20 sene öncesine kadar toplu iğne dahi üretemeyen bir ülkede kalkıştıkları bu meydan okumayı, bugün her şeye kolayca sahip olan nesillere, idealist zihniyeti ve zaferi de aktararak yaşattıkları bir birlik ve başarı öyküsüdür.


Zaman müthiş dardır. Ekibin Cumhuriyet Bayramı' na kadar yalnızca 130 günü vardır. Türkiye’nin ilk yerli otomobili olacak eserin adı da konmuştur: “Devrim”.


Evet merakla bu filmin vizyona girmesini bekliyorum. Oğlumuz olduktan sonra sinemaya gidemesek de, bir şekilde vardiyalı olarak izlemek istiyoruz bu filmi. DEVRİM isimli arabamızı bilmeyenler olabilir, eşimle ben bu arabayı görebilmek için Koç sanayi müzesine gittik, meğer araba Eskişehir de muhafaza ediliyormuş. O zamanın şartlarında 23 mühendis çekiçleriyle iki farklı renkte araba yapmışlar hemde bizim arabamız, Türklerin arabası. Hatta öyle ki merasime yetişebilmek için tren de son kat boyası atılmış, ne çabalarla, ne emeklerle... Arabaya oturacak olan kişi de Cemal Gürsel, tören alanında arabaya biniyorlar ve araba biraz gidip duruyor, çalışmıyor. Meğer mühendisler trende taşınırken yangın çıkmasın diye az benzin koymuşlar, törene gideceklerini bilmiyorlarmış, yolda konvoydan ayrılıp benzinde alamamışlar. Ama diğer araba aslanlar gibi çalışıyor, Cemal Gürsel diğer arabaya geçiyor ve tören turu tamamlanıyor. Ama basında çıkan olumsuz haberler yüzünden biz araba konusunda tarihe gömülüyoruz. Ufak bir pürüz bile değil, benzin yüzünden gazeteler de dalgalar geçiliyor. Neyse ben çok uzatmayayım... Gerçekten çok üzüldüğüm bir konu.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Devrim_(otomobil) adresinden daha detaylı bilgi alabilir, filmi ise
http://www.devrimarabalari.com/ sitesinden daha ayrıntılı görebilirsiniz...

Hafta sonu Auto Show fuarında Devrim arabamızın aynısını yapmışlar, film için. Tam da onların yaptığı gibi çekiçlerle. Filmin uygulayıcı yapımcısı da fuardaymış, eşimle film hakkında konuşmuşlar ve ağlayacaksınız demiş. Mutlaka size de tavsiye ederim. 24 ekim de vizyona giriyor. Bunları bilmemiz gerek...

13 Ekim 2008 Pazartesi

Bozuk paralar ve prensin baloncukları...

İşte bunu gördüğünüz zaman mutlaka satın alın ve ne kadar çok işe yaradığını anlayacaksınız. Oğluma oyuncak bakarken tanıştık kendisiyle. Marketlerde az ünlü yapmadı bizi. Şak şak şak çıkartıyorsunuz bozuklukları ve aranmadan, bekletmeden...


Daha önce 1 tane almıştım, hafta sonu uzun zamandır gitmediğim ve çok özlediğim mısır çarşısına gidince, tahtakale de yine bunlara rastladım. Eşim "bakmak istediğin yerde duralım" deyince "bende burda durabiliriz" diye, tahta kalenin ortasında etrafın güzelliğiyle donakalmak istedim. Bu kadar mı bir arada olur herşey. Oyuncakçılar, Pasta malzemeleri, ev eşyaları vs.vs...
Gezimizin sonunda eşimle aynı fikirdeydik, ikimizde doyamamıştık. Hani şöyle milyarder olsam, bir günde Mahmutpaşa da bitirebilirim :) Yine gitmek istiyorum, yine yine... :))

Birde oğluma aldığımız baloncuk tabancası var tabi :) Ün saldık, iyi reklam yaptık. Kaç kişi yolumuzu kesip "bunu nereden aldınız" diye soru yağmuruna tuttu bizi :) Sanırım iyi bir primi hakettik. Bütün Mahmutpaşa'yı baloncuklarla süsledik. Herkes meraklı bakışlarla baloncukları yapan prensi aradı. Prens işini ciddiye alan biri olduğundan, hiç kimseye aldırmadan, keyifle bir o kadar merakla dünyayı güzelleştirmeyi başardı... Mutlu mesut evlerine döndüler :)

12 Ekim 2008 Pazar

Hayalkırıklıklarım,gerçekleşen hayallerim ve şimdiki hayallerim...


Sevgili Yasemin'in bloguna uğradığımda, uzun ve güzel yazısına rastladım, sonunda da ismimi görünce çok sevindim. Teşekkür ederim.
Kendimce cevaplamaya çalışacağım..


Ben Ticaret lisesi mezunuyum. Erken yaşta stajyerlikle başlayan iş hayatımda en önemli safhayı, Üniversiteyi arka planda bıraktım. Eşimlede çalıştığım yerde tanışıp evlendikten sonra bile farkında değildim aslında neyi yapmadığımın. Ne zaman ki oğlum, yavrum dünyaya geldi ben bu konu üzerinde çok düşündüm, çok üzüldüm ve gerçekten o şartlarda farkında olamadığım bazı gerçeklerin şimdi farkına vararak kendime çok kızdım, üstelik o kadar çok zamanım vardı ki bunun için. Ticaret lisesi okuduğumdan dolayı, derslerimiz hep meslek üzerineydi, bu amaçla yetiştim ve işyerinde gerçekten başarılı olmuştum. Özel bir firmanın finansını ben ele almıştım ve çok erken yaşda. 7 sene süren iş hayatım evladımız olsun dememizle ve ben kendim büyütmek istediğimden dolayı son buldu.

Geçmiş de yaşadığım hayalkırıklığım şimdinin hayali olacağını nerden bilebilirdim. Şu anda elimde bir fırsat var. İnşallah kısmet olursa meslek liselerine uygulanan sınavsız geçiş den faydalanmak istiyorum.( Mezun olalı çok seneler geçti ama yapabilirim umarım) Gerçekten kendim için değil. Oğlum okuduğunda benimle gurur duysun diye istiyorum. Bu benim düşüncem tabi. Katılan olabilir, katılmayan da. Böyle bir fırsatım olmasaydı zaten çok zordu gerçekleşmesi. Tabi daha hiç birşey belli değil. Başvuru zamanını bekliyorum.

Şimdiki hayallerime gelince, çok şükür beni anlayan ve seven bir insanla evliyim. Rabbim bir evlat nasip etti. (Allah bozmasın cümlemizinkini). Oğluma rahat bir gelecek sunmak hayalim.

Tabi bende içimden geçiriyorum, hani şöyle Ayvalık da bahçeli bir evim olsun :) Ondan sonra müşterisi vızır vızır olan şirine bir yemek dükkanım olsun. At çiftliğim olsun :) Hayallerim çokdur benim ama zararsızdır. İmkansızı da bilirim, şükretmeyide.. Bu günüme çok şükür. Umarım herkesin hayali hayılısı ise olur. Mutluluk getirecekse inşallah.

Bende, benim gibi içini dökecek olan birisini seçiyim artık :) Sevgili Aslı'yı mimliyorum.



Bu yazımı gelecekten 2013 yılından yazıyorum. Anadolu Üniversitesi İşletme Yönetimi bölümünü bitirmiş ve hayalini gerçekleştirmiş biri olarak söylemek istediğim hayallerinizin peşinden gidin, hayırlısı ile Rabbim izin verdiği sürece olmayacak hiçbirşey yok.

:)
 

Resim internetten alınmıştır

10 Ekim 2008 Cuma

Pizza börek...

Geldim geldimmm...
Tam 1 hafta oldu bloguma yazı yazmayalı. Bu aralar eve sarmış durumdayım, çekmecelerimi önüme koyup, tek tek eliyorum. Ne kadar hafiflediğimi bilemezsiniz. Yıllarca eve birşeyler taşıyoruz ama nedense giren çıkmıyor. Evde, artık yeter deyince:) , kolları sıvadım. Mutlaka sizede tavsiye ederim. "Bu lazım olur, şu lazım olur" diye diye, yaşanacak alan kalmıyor insana. Aslında bu görüşüm Bayrampaşa İkea' ya uğramamla oldu. Küçücük bir odayı öyle güzel dizan etmişler ki, bizim bir eve sığamadığımızı bana resmen, açık açık gösterdi :)))

İkea 'dan aldığım ve size de mutlaka tavsiye edeceğim Un eleği, çok pratik. Etraf un olmadan ve keyifle eliyorsunuz.


Böreğimin yanında ki kucaklaşan arkadaşlar gibi sizlerle kucaklaştıktan sonra, sıra geldi tarifimize...

Malzemeler:

3 yufka

4-5 çorba kaşığı yoğurt

1 yumurta

Yarım su bardağı kadar sıvıyağ

250 gr. kadar beyaz peynir

2 domates

Yarım demet maydonoz

3-4 adet çarliston biber

1 tutam nane

Tuz, pulbiber

Yapılışı:

Yoğurt, sıvıyağ ve yumurta güzelce çırpılır. Tepsiye 1. yufka serilir.Kenarları tepsiden dışarı sarkıtılır. Çırptığımız karışım gezdirilir, 2. ve 3. yufkalara da aynı işlem yapılır. 1. yufkanın kenarları en üste kapatılır. Sırasıyla, beyaz peynir, ince doğranmış domates, yine doğranmış biber ve tuzu baharatları gezdirilir. Fırına verilir. Altı üstü piştikten sonra çıkarılır ve rulo şeklinde sarılır. Dilimlenip servis yapılır. Afiyet olsun.

Sevgiyle kalın...

www.sedaningunlugu.com


4 Ekim 2008 Cumartesi

Peynirli Karnıyarık Börek..


Merhabalar :)

Artık bayram tatilinin sonuna geldik, Gidebildiğimiz yerlere ziyaretler yaptık ama en yorucu olanı Üsküdar' a giderken 3,5 saat yolda kalmamız oldu. Allah'tan oğlumuz arabada uyudu da pek bir sıkıntı yaşamadık. Ramazan ayına da, bayramımıza da "elveda" dedik. İnşallah daha nice Ramazanlar ve bayramlar görürüz.

Bu yaptığım karnıyarık börekten, daha önce bloguma mantarlısını eklemiştim. Yapılış şekli aynı, malzeme olarak peynir ekleyip sarıyorsunuz. Acil durumlarda yapılabilen çok leziz bir tarif...